- Katılım
- 28 Nis 2023
- Mesajlar
- 128
- Tepki puanı
- 4
- Puanları
- 18
- Cinsiyet
- Bay
- Ad Soyad
- Hasip Hasip
- Konum
- 03-Afyonkarahisar
Flebit (Yüzeyel damarlarda pıhtı= Tromboflebit)
Vücutta yüzeysel damarlarda yada varislerde pıhtı olmasıdır. Derin toplardamarlarda olan pıhtı ise derin ven trombozu olarak isimlendirilir. Flebit en sık bacaklardaki varisli damarlarda ve tahriş edici ilaç enjeksiyonu sonrası koldaki yüzeyel damarlarda oluşur.
Gelişebileceği riskli durumlar
Şu durumlarda flebit riski artar
Genelde ağrı kesiciler ve varis çorabı kullanımı ile flebit tedavi edilir.
Atopik Dermatitte, yani allerjik maddelerin yol açtığı egzemada, ellerde, ayaklarda ve yüzde yaygın olmak üzere kaşıntı, deri dökülmesi, kızarıklık vardır.
KONTAKT DERMATİT
Kontakt dermatit tahriş edici veya allerjen ile doğrudan temastan kaynaklanan cilt iltihabıdır. Sıkça rastlanan bu cilt hastalığı kaşıntı, iltihaplanma, kızarıklık ve kabarma ile bazen de yanığa benzeyen işaret verir. Kontakt dermatit kendisi tehlikeli değildir ve bulaşıcı değildir.
Selülit:
Selülit, derinin ve altındaki yumuşak dokunun enfeksiyonudur ve yaygın bir hastalıktır. Bakterilerin çatlak veya normal deriyi işgal edip hemen derinin altında veya bizzat deride yayılmaya başlamasıyla oluşur.
Selülitler vücudun hemen her yerinde meydana gelebilir. Fakat genellikle iltihaplı lezyonlar, mikrop bulaşmış kesikler, tenin zayıf veya kötü kan dolaşımının olduğu yerler gibi hasar görmüş veya iltihaplanmış alanlarda meydana gelir. Selülitlerin yaygın belirtileri şunlardır:
Lenf sıvısının, dokularda birikmesine neden olan hastalığa lenfanjit denilmektedir. Dolaşım sistemimiz, atardamar, toplardamar ve lenf sisteminden oluşmaktadır. Vücudumuzda bulunan lenf sistemi, bir damar sisteminden ve lenf bezlerinden oluşmaktadır.
Lenf damarlarındaki düğümlerin iltihabına lenfanjit adı verilir. Genellikle derideki yaralardan vücuda sızan mikropların meydana getirdiği bir iltihaplanmadır.
- Lenfanjit ve tedavisi İltihap lenf damarları yönünde şişkinlik ve kırmızılıkla kendini gösterir. Ateş yükselir ve şiddetli ağrılar duyulur. Hastalığın çabuk önlenmemesi halinde yılancığı andıran yaygın bir hal olabilir. Ve vücutta içi irin dolu yaralar görülür. Lenfanjit tedavisinde antibiyotik türü ilâçlar kullanılır. Alkol pansumanı da iyi gelmektedir. Ayrıca lenf akımının sağlanması için hasta organın yüksekte tutulması gereklidir..
Lenf sıvısı dokular ve hücrelerin arasındaki sıvıdır. Bu sıvı içinde protein, su, yağ ve hücre atıkları vardır. Lenf bezleri atıkları süzüp, sıvıyı kan dolaşımına verir. Lenf damarları ve bezleri hasar görürse, lenf sıvısı rahatlıkla dolaşamaz ve sıvı dokularda önemli oranda birikmeye başlar. Kollar, bacaklar ve belirli uzuvlar sıvının birikimi ile şişmeye başlar. Bir süre sonra şişlik kalıcı olur ve artar. Deri kalınlaşır, uzuvlar işlevlerini kaybetmeye başlar.
Lenfanjit, genelde kroniktir ve bir kez yaşandığında bir ömür boyu kendini tekrarlar. Şişen uzuvlarda ve eklemlerde enfeksiyon riski artar. Hatta böcek, sivrisinek ısırması gibi yaralanmalarda enfeksiyon başlar. Bu enfeksiyon genelde damarlar içinde başlar. Her oluşan enfeksiyon, lenf damarlarını daha fazla tahrip eder. Enfeksiyonlar nedeni ile dokularda kalınlaşmalar oluşur ve tedavi neredeyse imkansızlaşır.
Belirtileri ve Tedavisi
Bacaklarda gerginlik, güçsüzlük, sürekli acıma hissi,
Bileklerde esnekliğin kaybolması,
Ayakkabıların, yüzüklerin sıkması,
Belirli eklemlerde şişlikler. Şişen eklemlerde derinin kalınlaşması, fil derisi gibi gözükmesi, ayak bileğinden kalçaya kadar fil bacağı gibi şişmeler olmasıdır.
Hastalık tam manası ile tedavi edilemez. Fakat, ilerleyerek yaşam kalitesini bozması engellenebilir. Enfeksiyon oluştuğunda antibiyotik tedavisi uygulanır. Bunun dışında yaralanmalara ve böcek ısırmalarına karşı önlemler alınır.
Perfierik Anevrizmalar
Atar damarların balonlaşarak genişlemeleri anevrizma olarak tanımlanır.
Belirtiler:
Eğer anevrizma çok küçükse çoğu kez hiçbir şikayete neden olmaz. Çoğu kez diğer aorta dışındaki diğer damarların anevrizmalarında hastaların %70 inin hiçbir şikayeti yoktur.
Anevrizma olabileceğine işaret edecek başlıca şikayetler şunlardır:
Anevrizmada tedavi anevrizmanın yerine, şikayet yapıp yapmadığına, damarı tıkayıp tıkanmadığına ve büyüklüğüne göre farklılıklar gösterebilir. Eğer anevrizma hiçbir şiyayete neden olmuyor ve çok küçükse ameliyat edilmeden izlenebilir. Bu izlem sırasında ateroskleroz gelişiminde rol alan riskler (sigara, yüksek kan basıncı ve kolesterol) tedavi edilir, hastalardan düzenli yürümeleri, bacak bacak üstüne atmamaları ve ayak bakımı yapmaları istenir. Bu durumun tek istisnası diz arkasındaki popliteal atardamarının anevrizmasıdır. Bu anevrizmanın sıklıkla tıkanması ve bacaklarda gangrene neden olması nedeni ile, popliteal atardamar anevrizmaları belirlendiğinde tedavi edilmelidirler.
Diyabetik Damar hastalığı (Şeker yarası)
Şeker hastalığı (diyabetes mellitus) kan şekeri olan glukozu dengede tutmaya yarayan insülin hormonunun eksikliği yada vücudun vermiş olduğu cevaptaki bozukluk nedeni ile kanda aşırı miktarda glukoz olmasıdır. Genelde şeker hastalığının iki çeşiti vardır. Tip I şeker hastalığında insülin eksikliği, tip II şeker hastalığında ise üretilen insülin etkisizliği söz konusudur. Kanda glukozun aşırı yüksekliği bir çok organ ve dokuda hasara yol açar.
Şeker hastalarında özellikle gözde retinada, böbrek damarlarında ve ateroskleroz yani damar sertliği şeklinde başta kalbi besleyen koroner damarlar, kol ve bacaklardaki atar damarlar olmak üzere bütün atar damarlar etkilenir.
Belirtiler:
Şeker hastalığında görülen başlıca belirtileri
Sık idrara çıkma (POLİÜRİ), gece çok idrara kalkma (noktüri)
ağız kuruluğu ve susama hissi (POLİDİPSİ),
açlık hissi ve çok yemek yeme (POLİFAJİ),
bulantı ve kusma, halsizlik, deride kaşıntı, zor iyileşen ve sık tekrarlayan enfeksiyonlardır.
Bu belirtiler dışında şeker hastalığı yerleştikten sonra şeker hastalığının diğer doku ve organlar zarar vermesi sonucunda bulanık görme, göğüs ağrısı, yüzde ve uzuvlarda şişme, el ve ayakta hissizlik ya da dinmeyen ağrılar ve ayakta yaralar oluşabilir.
Şeker hastalığının damar hastalığı ile ilgili en önemli belirtisi ayaklarda ve ayak parmaklarında oluşan yaralar, morarma, şişme, kızarıklık ve pis kokulu akıntı ile kendini belli eden enfeksiyonlar ve parmak ya da topuklardaki siyak renkli gangrenlerdir.
Tip 1 şeker hastalığı çocuklukta başlar, tip II şeker hastalığı ise daha çok kilolu erişkinlerde görülür ve insülin direnci ile beraberdir. Şeker hastalarındaki şeker hastalığının süresi uzadıkça, kan şekerinin yeterince kontrol edilemediğinde, hipertansiyon, şişmanlık ve sigara gibi diğer faktörlerin de etkisi ile damar tıkanıklıkları hızla gelişir.
Şeker hastalarında gelişebilecek yan etkilerin engellenmesi için ilaç yada ameliyat tedavilerine ek olarak yaşam tarzında da bazı değişiklikler gereklidir. Bunlar:
Solunum;
Bradipne: Solunum hızının dakikada 10’un altında olması durumudur.
Takipne: Solunum hızının dakikada 24’ün üstünde olması durumudur.
Hipopne: Solunum derinliğinin azalması durumudur.
Apne: Solunumun geçici veya kalıcı olarak durmasıdır.
Anoksi: Oksijen yokluğudur.
Anoksemi: Arteriyal kandaki oksijen miktarının azalmasıdır.
Dispne: Ağrılı ve güç solunum durumudur.
Hiperapne: Solunum derinliğinin artması durumudur.
Solunumun özelliklerinin değişmesinde;
Hiperventilasyon: Solunum hızı ve derinliğinin, birlikte artması durumudur.
Hipoventilasyon: Solunum hızı ve derinliğinin, birlikte azalması durumudur
Solunum çeşitleri;
Cheyne-Stokes Solunum :Kısa süre duran solunum (10-15 saniye) yavaş yavaş yüzeysel olarak başlar. Gittikçe derinleşir. Hızlanır ve tekrar durur. Düzensiz ve güçlükle yapılan bir solunumdur.
Kussmaul Solunum : Solunum sık ve derindir.
Biot Solunum : Takipne ve apne periyodları ile karakterize, düzensiz solunumdur.
Paroksismal Nokturnal Dispne (PDN): Gece ortaya çıkan ve tekrarlayan dispnedir.
Stridor : Solunum sırasında üst solunum yollarındaki tıkanıklığa bağlı olarak ıslık yada horoz ötemesi niteliğinde bir sesin duyulmasıdır.
Wheezing : Hava, iyice daralan soluk yollarından geçerken özellikle ekspirasyon sırasında duyulan hışıltılı sestir.
Güneş çarpmasının başlıca belirtileri nelerdir?
Şiddetli baş ağrısı,
Bulantı,
Kusma,
Yüksek ateş
Kafa bölgesinde hararet
Kalp çarpıntısı
Genel halsizlik
Hastanın ateşi düşürülmeye çalışılmalıdır. Bunun için serinletmek en ekili yoldur. Hastayı serinletmenin en iyi yolu ise soğuk su banyosudur. Öncelikle hasta serin bir yere taşınmalıdır.
Vücudunu sıkan giysiler varsa mutlaka gevşetilmelidir. Başa, kasıklara ve koltuk altına soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın ateşi aşırı yüksekse ve düşürülemiyorsa bütün vücuda ıslak ve soğuk kompres uygulanması da yerinde olacaktır.
Güneş Çarpması İçin Hastane Bakımı. Merkezi sıcaklık düşük vücut ısısını engellemek için sürekli olarak ölçülür. Tuz ve elektrolit seviyelerini belirlemek için kan testleri kullanılır ve dengesizlikleri düzeltmek için sıvı terapisi uygulanır. Sıvı ve tuz dengesizliklerinin belirtileri durumunda, böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlarda dikkatli gözlemler birkaç hafta boyunca sürdürülür. Sıcaklık değişimleri de bu süreçte yeniden gözlenebilir.
İDRAR SONDASI TAKILMASI
İşlem için gerekli malzemeler hazırlanır. Daha sonra sondayı takacak kişi hastaya açıklama yapar. Hastanın mahremiyeti gözetilir ve yapılacak işlem için hastadan izin alınır. Sonda takma işlemi steril malzeme ve aseptik teknik ile yapılır.
NAZOGASTRİK SONDA TAKILMASI
Nazogastrik sonda, üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarının tedavisi, değerlendirilmesi, mide içeriğinin toplanması, mide lavajı, mide salgılarının aspirasyonu, ilaç verme, beslenmenin yapılması ve ameliyat sonrası kusmanın önlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. (erişkin hastada 14-16 Fr numaralı sondalar kullanılır)
İlk önce yapmamız gereken, hasta ve ailesine işlem hakkında bilgi verip, iznini almak olmalı arkadaşlar. Eğer hastada hayati risk yaratacak durum söz konusu ise direkt müdahale edilir. Hasta dik oturur pozisyona getirilir, mümkün değilse sol lateral pozisyon verebiliriz. Ellerimizi el yıkama standardına göre yıkadık ve eldivenlerimizi giydik. Hastanın burun deliklerini ışık kaynağı ile değerlendirdikten sonra varsa protez diş ve gözlükleri çıkarttık. Kateterin ne kadar itileceğini belirlemek için ölçüm yaptık. Kateterin midede kalacak ucu uygulama yapılacak burun deliğinden aynı taraftaki kulak memesine, oradan da sternumun ksifoid çıkıntısının 10-15 cm altına kadar uzattık ve işaretledik.
Hastadan rahat olmasını, düzenli nefes alıp vermesini isteyin. Hastadan başını hafifçe kaldırmasını isteyip, başı ekstansiyon pozisyona almalıyız. Kateter, burun deliğinden önce burun deliğine paralel olarak daha sonra arkaya ve aşağıya doğru olacak biçimde sakin, yumuşak hareketlerle ve parmaklar arasında yuvarlayarak mideye doğru ilerletilir. Herhangi bir direnç varsa güç uygulanmaz, diğer burun deliğinden işleme yeniden başlayabiliriz, diretmeye lüzum yok.
Katateri ilerletirken hastadan yutkunmasını isteyebiliriz. Hastada öğürme varsa işlem birkaç saniye durdurabiliriz, hastanın dinlenmesine izin verebiliriz ancak kateterin çıkarılmasına izin verilmez. Öksürme, boğulma hissi, ses değişikliği, siyanoz ve dispne gibi belirtiler varsa işlem derhal durdurulur ve kateter geri çekilir. Kateterin midede olup olmadığının kontrolü için; hastadan konuşması istenir, kateter hava yolunda ise kelimeler oluşmaz. Enjektör kateterin distal ucuna takılır ve mide içeriği aspire edilir. Mide içeriği gelmiyorsa hasta sol lateral pozisyonda yatırılarak tekrar aspire edilir, içerik geliyorsa midededir. Kateterin midede olduğundan emin olunduktan sonra buruna tespit edilir. Hasta başı 30 derece olacak şekilde pozisyon verilir. Artık mide lavajına başlayabilir, gereken tıbbi müdahaleyi sağlayabiliriz.
YANIKLAR
Birinci dereceden yanıklar en sık görülen yanık türleridir. Birinci derece yanıklar elin sobaya, çok sıcak suya, tencereye falan temas etmesi veya güneşe maruz kalmak birinci dereceden yanıklara neden olabilir. Birincil yanıklarda cildin sadece üst katmanız zarar görmüştür. Ciltte yüzeysel kızarıklıklar, şişlikler veya hafif ağrı görülebilir. Bu tür yanıklar evde tedavi edilebilen ve tıbbi bakım gerektirmeyen yanıklardır. Derinin en dış tabakası bakımla ve zamanla kendini iyileştirebilime yeteneğine sahiptir.
HAFİF YANIKLARIN TEDAVİSİ
Bu tür yanıkları öncelikle olabildiğince çabuk şekilde normal ısıdaki suyun altına tutun. Cildinizin daha fazla zarar görmesini önleyecektir. Yanan bölgeyi akan suyun altında 10-15 dakika boyunca veya ağrı geçene kadar bekletin. Suyun çok soğuk olmaması gerekir. Aksi halde yanık etrafındaki cilt de zarar görebilir.
Soğuk kompres uygulayın. Soğuk su yerine bir havlu veya bez parçasına sarılmış buz parçaları ile de yanığın üzerine kompres yapabilirsiniz. 10-15 dakika kompres yaptıktan sonra yarım saat bekleyip tekrar 10-15 dakika boyunca kompres uygulayınız.
Yanık bölgesini temizleyin. Ellerinizi yıkadıktan sonra, su ve sabun ile yanık bölgesini temizleyerek enfeksiyon oluşumuna karşı önlem alınız. Yanık alanını iyice temizledikten sonra “Neosporin” gibi bir antibiyotik sürünüz. Aloe vera da cildinizin yatışmasına yardımcı olacaktır. İçinde az miktarda katkı maddesi içeren aloe vera jelleri veya kremleri bakınız. Antibiyotikler veya aloe vera aynı zamanda bandajın yapışmasını da önleyecektir.
ŞOK NEDİR
Şok durumunda tansiyon düşüldüğünün yanı sıra bilinç kaybına kadar varabilen bilinç bulanıklığı, şiddetli solgunluk, deride nemlilik, nabızda hızlanma ve zayıflama, solunum güçlüğü (hava açlığı), şiddetli susama, idrarda azalma ve beyindeki dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, uyuklama gibi belirtiler görülebilir. Hastada bu belirtilerin hepsi bir arada bulunmayabilir; herhangi birinin tek başına bulunması da şok tablosuna işaret etmeyebilir. Sendromunun ortaya çıkma nedenlerine ve gelişme süreçlerine göre başlıca dört şok tipi ayırt edilebilir.
Kalp kökenli şok kalbin kasılması (sistol) sırasında pompalanan kan miktarının düşmesine bağlıdır. Kalp kasına zarar veren enfarktüs ya da iltihap (miyokardit) ve kalp karıncıklarının yetersiz dolmasına yol açan ritim bozuklukları ya da kalp dış zarında sıvı birikmesi gibi bir nedenle kalbin pompaladığı kan miktarının düşmesi sonucunda gelişir.
İkinci tip şok dolaşımdaki kan hacminin birden ve önemli ölçüde azalmasına bağlıdır. Bu tip şok kanamalarda, yanık, şiddetli ishal gibi durumlara bağlı organik sıvı kayıplarında ve travmalarda ortaya çıkar. Septik şok bakterilerin salgıladıkları endotoksinlerin etkisiyle dolaşım sisteminin zayıflamasına ve kan basıncının düşmesine bağlıdır.
Sinir sistemi kökenli (nörojen) şok ise gerek omurilik hastalıklarında görüldüğü gibi kan damarlarının çapını denetleyen sinirsel iletinin kesilmesi, gerek şiddetli bir ağrı ya da güçlü bir duygu nedeniyle kalp atışlarının refleks olarak yavaşlaması sonucunda ortaya çıkabilir.
** Şok temelde dolaşımdaki kan miktarının azalmasıdır; dolayısıyla kan ya da plazma kaybına yol açan bütün durumlar şokla sonuçlanabilir.
Yapılması Gerekenler;
İlk önlem hastayı yatırarak bacaklarının vücudundan yüksekte kalmasını sağlamaktır. Böylece kanın kalbe dönüşü kolaylaşır ve başta beyin dolaşımı olmak üzere kan dolaşım iyileşir. Dolaşıma yardımcı olmak için sıkı giysiler de gevşetilmelidir. Daha sonra hasta örtülerek sıcak tutulur. Ani aşırı sıcak uygulanmamalıdır; aşırı sıcak derideki damarların daha da genişlemesine yol açarak dolaşım bozukluğunu ve tansiyon düşüklüğünü şiddetlendirir. Şok bir kanamaya bağlıysa, kanama hemen denetim altına alınmalıdır. Ayrıca daha kapsamlı tedavi için beklerken, hastanın olabildiğince fazla sıvı alması sağlanmalıdır. Hasta su içebiliyorsa. şekerli ya da tuzlu bir eriyik verilir. Tuzlu eriyik 1 litre suda bir kaşık sofra tuzu eritilerek hazırlanır.
Şok halinde ilk yardım tedbirleri ne olmalıdır?
a. Hastayı, ayaklan başından daha yüksek bir seviyede olarak sırt üstü yatırın.
b. Eğer şokun nedenlerinden kanama da varsa, kanama durdurulmalıdır.
c. Hasta sıcak tutulmalıdır. Kendisine yeterli derecede battaniye sağlayın.
d. Eğer ilk yardımcının giderebileceği ciddi bir sancı varsa bu hemen giderilmelidir. Sancı, şok getiren başlıca nedenlerden biridir. Eğer bir kırık varsa buna geçici bir destek yapılmalıdır.
e. Karın bölgesinde yaralanma veya zedelenme olmadığı tesbit edilebilirse hastaya sıcak içecekler verilebilir.
Hipovolemik şok: Dolaşım volümündeki yetersizliğe bağlıdır.
Kardiojenik şok: Kalp pompa volümündeki yetersizliğe bağlıdır.
Ekstrakardiak obstrüktif şok: Kan akımının kalp dışındaki engelenmesi sonucu kalbe dönen kan miktarı azalmasına bağlıdır.
Septik şok: Bir enfeksiyon odağı tarafından tetiklenen ve birbirini izleyen hücresel, kapiler, hematolojik ve kardiovasküler fonksiyon bozuklukları zinciridir. Etken çoğu zaman gram negatif bir mikroorganizmadır.
Nörojenik ( spinal ) şok: Genellikle spinal kord hasarı sempatik akımın kesilmesi sonucu oluşur.
Septik Şok
Septisemi, bakteriyel yada başka nedenlere bağlı gelişen enfeksiyonlara vücudun verdiği ciddi tepkilere denir. Septik Şok ise septi semi nedeniyle vücudun kontrolünü yitirip hızla harap olması anlamına gelmektedir. Kan basıncının hızla düşmesiyle ortaya çıkan septik şok bütün bir vücudun işleyişini bozar ve yaşamı tehdit etmeye başlar.
Septik Şokun Nedenleri:
Genellikle bakteri, alerji, yada büyük çaplı protezlerden dolayı oluşan iltihaplı vakalar septik şok a neden olur. Çok nadir durumlarda bakteriyel enfeksiyonlar başrol oyuncusudur. Özellikle candida türü mantar mantar enfeksiyonlarının asıl nedenidir. Sepsis ve ardından gelen septik şok çoğu durumda akciğer enfeksiyonu ve idrar yolları enfeksiyonu nedeniyle tetiklenir.
Kimler Septik Şok Yaşayabilir?
Eğer bireyin enfeksiyonlara karşı koyma yeteneği azalmışsa sepsis ve sonrasında septik şok yaşaması muhtemeldir.
Yeni doğan bebekler, hamileler, şeker hastaları, siroz hastaları, AIDS gibi bağışıklık bozuklukları, aşırı alerjik tepkiler verenler, hastanede yatan hastalar, organ kabul etmiş(böbrek, kol, kalp, ciğer vb) hastalar. Sepsis yaşama riski en yüksek olan gruba girmektedirler.
Septik Şok Tedavisi:
Tedavide öncelikle şokun başlama sebebi teşhis edilmelidir. Buraya uygulanacak olan tedavş aynı zamanda şok içinde faydalı olacaktır. İlerlemiş olan durumlarda kan değişimi, kan süzülmesi ve detoksin uygulanması gerekir. Antibiyotik kullanımı sepsis için en önemli tedavi yollarından birisidir. Gerekirse kişinin yapay protezleri çıkarılır bu protezlerin sepsisi tekrarlaması önlenmiş olur.
Önemli: Antibiyotik kullanımı çok önemlidir. Bu ilaçlar zamanında ve yeterli doz da alınmalıdır. Asla ve asla antibiyotik bitmeden tedavi de bitmemiştir. Geçici iyileşmeler bakterileri daha da güçlendirir.
ANAFLAKTİK ŞOK
Anaflaksi, aniden ortaya çıkan, vücudu etkileyen, kısa sürede ölümle de sonuçlanabilen, şiddetli antijen-antikor tepkimesidir. Kişinin duyarlı olduğu bir maddeyle(alerjen) karşılaşması nedeniyle ortaya çıkan anaflaksinin kısa sürede oluşturduğu şiddetli belirti ve bulgulara anaflaktik şok denilmektedir. Hafif, orta düzeyde ve şiddetli olmak üzere sınıflandırılabilir.
Genellikle,
Ø Penicillin, cephalosporinler, sulfonamidler, demir, thiamine, bazı lokal anestezikler vücuda zerk (enjekte) edildiğinde
Ø Çeşitli böcek sokmalarında (arı, ateş karıncası vb)
Ø Kişilerin duyarlı olduğu bazı besinler(Kabuklu deniz ürünleri, fıstık, ceviz, süt ve süt ürünleri, çilek, mango, çikolata vd) yenildiğinde veya içildiğinde
Ø Çevrede bulunan maddelerin (çiçek poleni, toz, duman, parfüm ve benzeri esanslar, toz veya gaz halindeki kimyasal maddeler) koklandığında ve/veya solunduğunda;
Anaflaksi 30 dakika içerisinde oluşursa da, bazen kişilere ve etkene göre bu ortaya çıkış süresi “saniyelerle saatler arasında” farklılık gösterebilir. Ölüm nedeni genellikle aniden oluşan bronkospazm (soluk yollarındaki daralmalar) ve bronşlardaki obstruksiyondur (soluk yolunda oluşan tıkanmadır). Hasta hayatta kalırsa belirtiler birkaç saat içerisinde kaybolur.
Anaflaktik/alerjik tepkiler, bir bölgede(lokal) veya tüm vücutta(sistemik) oluşabilir. Bölgesel etkilenme kısaca alerji olarak kabul edilirken, tüm vücudu etkileyen tepkiye anaflaktik şok denilmektedir
ANAFLAKTİK ŞOKA ÖZGÜ BELİRTİ VE BULGULAR
ACİL BAKIM
Tetanoz, gram (+), hareketli, aneorob, sporlu bir bakteri olan clostridium tetani‘nin salgıladığı ekzotoksine bağlı akut gelişen bir infeksiyon hastalığıdır. Yaralanmayla doku arasına girerek yerleşen C. tetani’nin yapmış olduğu infeksiyon sonucunda oluşan spesifik bir nörotoksikozdur. Basilin salgıladığı toksin SSS nöronlarıyla birleşerek kaslarda ağrılı paroksismal kontraksiyonlara ve tonik spazmlara sebep olur. Savaşlarda, trafik kazalarında ve diğer yaralanmalarda, az gelişmiş ülkelerde septik abortustan sonra gelişen prognozu kötü bir hastalıktır.
Tetanos, kas spazmına yol açan akut bir enfeksiyondan ileri gelen ciddi bir hastalıktır. Ölüm oranlarının yaklaşık %20’si kas spazmı nedeniyledir.
Yaralı hastaların tümünde tetanos gelişebileceği ihtimali daima hatırlanmalıdır. Bu durum hekimin tıbbi ve hukuki sorumlulukları arasındadır. Günümüzde Tetanos profilaksisi uygulaması kolay işlemlerden birisidir. Tetanos; morbidite oranı ile mortalitesi yüksek ve tedavisi zor hastalıklardan biri olduğu için profilaksisi çok önem kazanmıştır.
Tetanos profilaksisi nedir?
Tetanos profilaksisi, etkili bir cerrahi debritman ile yaranın, canlılığını kaybetmiş dokulardan ve yabancı cisimlerden temizlenmesiyle başlar. Bütün gelişmelere rağmen, bu kural tetanos profilaksisinin temeli olmaya devam etmektedir. Bol sabunlu su ile yıkanır.
Tetanos aşısı (toksoidi) kullanılarak tetanos hastalığının gelişimi etkili ve uzun süreli olarak önlenebilir. Aktif bağışıklık, doğumdan 2 ile 6 ay sonra uygulanmaya başlanan bağışıklık programı ile sağlanabilir: Bir aylık arayla üst üste üç kez uygulanır. 12 ay sonra bir kez kas içine verilen 0.5 ml'lik tetanos toksoidi 10 yıl süreyle etkili tetanos profilaksisi sağlanmış olur. 10. yıl verilecek 0.5 ml'lik tetanos toksoidi ile antitoksin seviyesinde yeniden yükseliş sağlanır. Bu nedenle, her yaralıya önceden bağışıklığı olsun veya olmasın hemen 0.5 ml'lik tetanos toksoidi verilmelidir.
Tetanozda mortalite nedenleri: Otonomik disfonksiyon (VF, ani kardiyak arrest vs), uzamış yoğun bakım tedavisine bağlı nazokomiyal infeksiyonlar, tromboemboli, GİS kanamaları, sepsis, ARDS.
Normal Bireylerde: 5-10 yılda bir düzenli olarak uygulanır.
Bebeklerde: Doğumdan sonra toplamda üç doz şeklinde 2. 3. ve 4. aylarda tetanoz aşısı uygulanır.
Çocuklarda: 16. ayda bir defa uygulanır. Ardından ilkokul 1. sınıfta uygulanır. Son olarak ise 8.sınıfta tetanoz aşısı yapılır.
Hamilelerde: Birer doz şeklinde toplamda 2 sefer yapılmaktadır.
Tetanoz Aşısı Kaç Yıl Korur?
Tetanoz aşısı yapısı gereği bir kere vurulup ömür boyu koruyan aşılardan değildir. Bu sebeple 5-10 yılda bir tetanoz aşısının tekrarlanması gerekmektedir. Çünkü bir adet tetanoz aşısı hastayı en az 5 yıl en fazla 10 yıl korur.
Tedavide Antibiyotikler: Metronidazol; 4×500 mg verilebilir, penisilinden daha etkilidir.
Kuduz Hastalığı, et yiyen hayvanların çok kez tükürük bezlerinde bulunan, çoğunlukla salyadan yaraya bulaşan ve beyin iltihabına neden olan hastalıktır. insanlara hayvanlardan geçen bir hastalıktır.
Kuduz; insan ve tüm sıcakkanlı hayvanlarda merkezi sinir sistemini etkileyerek ölüme neden olan, ÖNLENEBİLİR bir viral hastalıktır.
Köpek ve kedilerde, belirtiler başlamadan 3-7 gün önce bulaştırıcılık başlar ve hastalık belirtileri olduğu sürece bulaştırıcılık devam eder.
* Isırık yeri bol sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır.
* Yara yeri tentürdiyot ile de yıkanabilir.
Isıran hayvan;
10 günlük bir karantinaya alınır,bu periyot esnasında hayvan hastalanır ya da ölürse kuduzun belirtileri bir veteriner hekim tarafından değerlendirilmeli ve kesin teşhis amacıyla beyin dokusu laboratuvara gönderilmelidir.
BULAŞMA SONRASI AŞILAMA
Temas sonrası uygulamada yara bakımı ve kuduz serumu uygulamasından sonra aşılamaya geçilir.
0….
3….
7….
14….
28….. Günde 5 doz uygulanır.
Belirtiler çıktıktan sonra genellikle hasta canlı 7 gün içinde ölür.
Kuduz virusu merkezi sinir sistemini enfekte eder, ensefalopati ve nihayetinde ölüme yol açar.
PLEVRAL EFFÜZYON
Plevra(akciğer zarı),akciğer ve göğüs boşluğunu örten bir zardır. Visceral ve paryetal zarlar olarak isimlendirilir. Akciğer dış yüzünü ve göğüs duvarı iç yüzünü saran bu zarlar arasında kalan boşluğa, sıvı birikmesine plörezi denir.
Normalde, bu iki zar arasında çok az (20 ml) sıvı bulunur. Birçok akciğer veya akciğer dışı hastalığa bağlı olarak, ya sıvının salınımının artması veya geri emiliminin azalmasına bağlı olarak bu zarlar arasında sıvı miktarı artar ve plevral efüzyon (plörezi) denilen tablo oluşur.
Solunum sistemine ait Verem, akciğer veya akciğer zarının kanseri, akciğer embolisi (akciğer damarlarının pıhtı ile tıkanması), zatürree, sarkoidoz, akciğer absesi gibi birçok hastalık plöreziye neden olur. Ülkemizde görülme sıklığı yüksek olan verem, plörezinin en sık nedenidir. Plörezi, her yaş grubunda görülmekle beraber vereme bağlı olarak geliştiğinde hasta popülasyonunu sıklıkla genç erişkinler oluşturur. İleri yaş grubu hastalarda plevrada sıvı birikimine yol açan hastalık akciğer kanseridir.
Plevral efüzyon, paryetal ve visseral plevra arasındaki potansiyel boşluğa (plevral boşluk) sıvı birikimidir. Gelişmekte olan ülkelerde en sık sebepler konjestif kalp yetmezliği, kanserler ve pnömonidir.
Sağlıklı bir insan da paryetal plevra tarafından az miktarda sıvı salgılanır. Bu sıvı soluk alıp verme sırasında akciğerin sürtünmesini azaltmak ve kontraksiyonunu önlemek için gereklidir. Salgılanan sıvının fazlası ise visseral plevra tarafından emilir. Plevral boşluğa geçen sıvı miktarında artma veya sıvı emiliminde azalma plevral efüzyona neden olur. Efüzyon etkenine göre sıvı transüda ve eksüda şeklinde birikir.
Sebepler:
Konjestif kalp yetmezliği gibi hidrostatik basıncın arttığı veya onkotik basıncın azaldığı(nefrotik sendrom) durumlarda protein içeriği az olan transuda vasfında mayi birikimi olur. Konjestif kalp yetmezliği en sık transuda nedeni iken, asitli siroz, periton diyalizi ve nefrotik sendrom daha az sebeplerdir.
Eksuda tipinde plevral effüzyon ise daha çok akciğerin hastalıklarına bağlı olarak protein içeriği zengin sıvı birikimidir. Kanserler,bakteriyel pnömoniler ve pulmoner emboli sıklıkla altta yatan nedendir. Bunlar dışında romatolojik hastalıklar (sistemik lupus eritramatozis, romatoid artrit), viral ve mantar kaynaklı pnömoniler, ilaçlar (amiadoran), radyoterapi,kalp cerrahisi daha nadir sebeplerdir. Kanser türleri içinde ise en sık akciğerve meme kanseri plevral efüzyona sebeptir.
Torasentez
Tam ya da tedavi amacıyla deriden sokulan bir aygıtla plevra boşluğuna girilmesi. Deride seçilen noktaya yerel anestezi uygulandıktan sonra, büyük bir iğne ya da küçük bir sonda kaburganın üst kenarı düzeyinden içeri sokulur. Torasentezin amacı plevra boşluğunda biriken serbest sıvıları dışarıya akıtmak, pnömotoraksta havayı boşaltmak ya da plevra boşluğuna doğrudan ilaç vermek olabilir.
GLASKOW KOMA SKALASI
(GKS), bir insanın bilinç durumunu başlangıçta ve sonraki değerlendirmelerde güvenilir ve objektif olarak kaydetmeyi amaçlayan bir yöntemdir. Hasta skalanın kriterlerine göre değerlendirildiğinde, hastaya 3 (derin bilinç kaybına işaret eder) ile 14 (orijinal skalaya göre) ya da 15 (geniş kullanımlı düzeltilmiş skalaya göre) arasında puanlar verilir.
GKS, 3 ile 15 arası değerler taşımaktadır ; 3 en kötü, 15 en iyi prognozu gösterir. Üç parametre tarafından belirlenir : I)En İyi Göz Yanıtı, II)En İyi Verbal Yanıt, III)En İyi Motor Yanıt :
Önce hastanın adını öğreniyoruz(getirenlerden veya yakınlarında)ve sonra gözlerine bakıyoruz. Açıksa 4 puan, adıyla hitap edip gözlerini açmasını istiyoruz ve adını veya sizin sesinizi duyup açarsa 3 puan, hala açmadıysa bir yerini çimdikliyoruz(ağrılı uyaran için) ve çimdik sonrası açtıysa 2 puan açmadıysa 1 puan.
Sonra hastayla sözel iletişime girmeye çalışıyoruz. Nasılsın diye, ne oldu sana diye soruyoruz eğer cevabı mantıklı ve anlaşılırsa 5 puan, eğer verdiği cevaplar cümle halinde ama anlamlı değilse 4 puan, alakasız kelimeler söylüyorsa 3 puan, ses çıkarıyor birşeyler mırıldıyorsa 2 puan, hiçbir karşılık vermiyorsa 1 puan.
Daha sonrada motor cevap olayına geçiyoruz. Emredeceğimiz bir şeyi yapmasını istiyoruz, mesela hastanın avuç içine elimizi götürüp sıkmasını isteyebiliriz. Elimi sık dediğimizde elinizi sıkarsa 6 puan. Eğer emrettiğiniz motor hareketi yerine getirmezse bu sefer vücudunda bir yere ki bu yer kolu olabilir, bir çimdik atıyoruz(uzunca süren bir çimdikleme bu) eğer diğer eliyle çimdikleyen elinizi ittirip sizi durdurmaya çalışırsa 5 puan, çimdiklenen kolunu çekip uzaklaştırmaya çalışırsa 4 puan, tüm vücuduyla anormal fleksiyona yani dekortike pozisyona geçerse 3 puan, tüm vücuduyla anormal ekstensiyona yani deserebre pozisyona geçerse 2 puan, hiç hareket etmezse 1 puan.
Daha sonra bu üç puanı topluyoruz. Gözleri, sözel cevabı ve motor cevabını.
Trakeostomili Hasta Bakımı
Trakeostomi; solunum yetmezliğine bağlı olarak yüz ile boyun bölgesinde oluşan çeşitli travmalarda kullanılan cerrahi bir yöntemdir. Kişi solunum hastalıklarından dolayı başvuru yaptığında maskeyle ve solunum tüpüyle verilen solunum desteğiyle hala 15 gün gibi bir sürede kendi başına nefes alamıyorsa, o halde Trakeostomili Hasta sınıfına girmesi gerekmekte ve soluk borusu kısmına açılan trakeostomi ile trakeostomi kanülü takılarak solunumu desteklenmelidir. Bu tip cerrahi işlem görmüş hastalar eskisine oranla çok daha rahat nefes alıp, çevreyle daha güçlü iletişim kurabilip, ağız yoluyla beslene biliyor olsa da Trakeostomili Hasta Bakımı hijyen açısından son derece önem teşkil eden bir durumdur. Trakeostomi kişilerin öksürememe, yutkunamama ve tükürüklerini kontrol edememe gibi durumlarında hastane ortamında boğazına açılan bir delik yardımıyla, ağız içinde biriken salgının aspire makinası yardımıyla çekilme işlemidir ve bu operasyon oldukça kısa sürede uzman hekim tarafından gerçekleştirilmektedir.
Ancak hastaya trakeostomi kanülü takıldıktan sonra bazı temizlik ve bakım uygulamaları gereklidir. Bunlar son derece uzman bir ekibe sahip Doktor Şefkat kontrolünde yapılabilir işlemler olup, konu hakkında detaylar aşağıda bilginize sunulmuştur.
Aspirasyon işlemi için gerekenler:
- Aspiratör
- Aspirasyon sondası
- Steril su, serum fizyolojik
Hastanın yatak başı 30-45 derece kadar kaldırılmalıdır.
-Hastada üst solum yollarının solunan havayı nemlendirmesi mümkün olmadığı için solumu tehlikeli ölçülerde engelleyen krutlar (katılaşmış balgam) oluşmaktadır. Bu nedenle solunan havayı etkili nemlendirmek çok önemlidir (ventilatör bölümüne bakınız)
-Eğer tüm önlemlere rağmen krut oluşmuşsa az miktarda serum fizyolojik ile ıslatılarak krut yumuşatılmaya çalışılmalı ve aspire edilmelidir
-Kullanılan sondanın deliği uç kısmının yan tarafında olmalıdır. Sonda kanülden içeri sokulmadan önce lastik kısmından sıkıştırılarak vakum kesilir (veya çam adaptör kullanılır) ve 10-20 cm itilir sonra vakum açılarak sonda sağa sola çevrilerek yavaş yavaş çekilir böylece trakeada çevresel olarak bulunan salgılar da aspire edilmiş olur. Bu yöntemle trakea travmatize edilmemiş olur. Genelde aspirasyon sondasının kalınlığı trakeotomi kanül çapının yarısından fazla olmamalıdır
Sol ana bronşa kolay girmek için hastanın başı sağa çevrilir. Sol ana bronş girişi her hastada farklı açıda olduğu için her zaman başarılı olmayabilir. Hareketsiz yatan hastalarda sadece sağ ana bronş aspirasyonu yeterli olabilir. Ancak soluna, sağına döndürülerek yatırılan hastalarda sol ana bronş aspirasyonu ihmal edilmemelidir.
İşlem ikinci defa tekrarlanırken sonda içine bir miktar su çekilip devrenin açık olduğundan emin olmak gerekir. Mümkün olduğunca aseptik koşullar kesintiye uğratılmamalıdır.
-Hastanın siyanoz (havasız kalma) ihtimaline karşı dikkatli gözlenmesi gerekir. Aspirasyon süresi 15 saniyeyi geçmemelidir. Kendi başına hiç solunum yapamayan ventilatöre bağlı hastalarda, aspirasyon öncesinde ambu ile yoğun oksijen verilerek aspirasyona başlamak, havasız kalma hissini rahatlatır. Gerekirse aspirasyon esnasında trakeostomi balonun indirilmesi, vantilatöre tekrar bağlandığında şişirilmesi, hastanın daha rahat nefes almasına yardımcı olur.
-Bilinç açıksa hasta öksürtülmeye çalışılmalıdır. Kuvvetli öksürük veya aspirasyon esnasında kanülün çıkmasını önlemek amacıyla kanül iki tarafından ne çok sıkı ne de çıkmasına izin verecek kadar gevşek olmayacak şekilde bağlanmalıdır. Boyun bağı yoksa gazlı bezle bağlanmalıdır.
Takılan plastik kanül balonlu ise ve balon şişik ise tıpasını kapatınca hasta nefes alamaz. Tıpasını kapatınca balonu indirmek gerekir. Hasta ventilatöre bağlı değilse ve kanülden nefes alıyorsa, soluk borusuna yabancı cisim kaçmasını engellemek için hava deliğine gazlı bezi filtre gibi kullanabilirsiniz.
Mama ile PEG yoluyla beslenenleriçin önerim daha dik pozisyonda mama vermeniz, bazen ağıza reflü yapıyor mama ve ağızda tükürük birikimi artıyor. Ağız salyası fazlalaşabiliyor. Aspirasyon ihtiyacı olabiliyor.
YATALAK HASTALARDA BAKIM
Yatak Yaraları
Yatalak hastalar sürekli yatmaya bağlı olarak, özellikle obez hastalarda, yatak yarası daha çabuk oluşmaktadır. İki saatte bir yatış şekli değiştirmek gerekmektedir. Çarşaflarının düzgün olması gerekmektedir. Obez hastalarda hareket isteği azalacağı için dengeli beslenmesine yeterli sıvı tüketimine dikkat etmek gerekmektedir. Hastanın vücuduna alkol ve kolonya sürülmemelidir. Masaj yapılmamalıdır. Hastanın vücudu temiz ve kuru tutulmalıdır. Kol ve bacak egzersizleri yaptırılmalı böylece yatarken basınç altında kalan bölgelerde yeterli kan akımı sağlanmalıdır.
Kas – İskelet Sistemi
Hareketsizlik olduğu için sırt ağrıları, kas zayıflığı ve kemik erimesi başlayabilmektedir. Kemiklerde kolayca kırılabilir. Düzenli egzersiz programı uygulanmalıdır. Bir fizyoterapistle görüşüp uygun bir program alıp ilerlemek en iyisi olabilir.
Kalp
Bu hastalarda damarlarda genişleme olabilmektedir. Kan, karında organlarda toplanmaktadır; tansiyon düşebilir. Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi gelişmektedir. Kan pıhtısının hayati organlara giden damarları tıkama olasılığı artabilir. Önlem olarak hastaya elastik çorap giydirilebilir veya elastik bandaj uygulanabilir.
Solunum Sistemi
Yatalak hastalarda göğüs kafesi genişler, dolayısıyla solunum derinliği ve kanın oksijenlenmesi azalır. Hastaya balon şişirme, öksürme ve ıslık çalma gibi egzersizler yaptırılmalıdır. Akciğerlerde salgı ve mukus birikimi nedeniyle ciddi enfeksiyonlar oluşabilmektedir. Bakım yapan kişi tarafından öksürme ve nefes alıp verme egzersizleri yaptırılmalıdır. Yatalak hastalarda dışkılama alışkanlığı değişebilir. Bakım yapan kişi hastanın dışkısının rengine, kıvamına ve sıklığına dikkat etmelidir. Her sabah verilecek bir bardak ılık su, kuru erik veya kayısı suyu kabızlığı önlemede etkili olacaktır.
İdrar Problemleri
Yatalak hastalarda idrar yapmada zorluklar meydana gelebilmektedir. Bakım yapanlar kasların gevşemesi için(idrar yapılan bölge, makat ve çevresine üzerine sıcak termofor konulabilir. Hasta idrarını yapamıyorsa doktora başvurmak gerekebilir. Ayrıca sürekli yatan hastalarda böbrek taşı oluşumu sıklıkla karşılaşılabilmektedir. Hastanın düzenli sıvı tüketimine yardımcı olmak gerekmektedir. İdrar yollarında enfeksiyon riskini artıracağı için mümkün olduğu kadar hastaya idrar sondası taktırmaktan kaçınılmalıdır.
Kalp Yetmezliğinde Şikâyetler
Kalp Yetmezliğinde şikâyetler, kalp ve vücutta oluşan değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar.
- Nefes darlığı ile birlikte dinlenme veya yatakta yatarken nefes almada güçlük.
- Kuru, gıcık tarzında bir öksürük
- Ayak ve karında şişme (ödem) ve hızlı kilo artışı
- Sık idrara çıkma (Özellikle geceleri)
- İştah kaybı
- Bulantı
- Sersemlik, yorgunluk ve zayıflık
- Beyin kanlanmasının azalması da bilinç düzeyinde değişikliklere yol açar.
- Hızlı ve düzensiz kalp ritmi
EKG
Göğüs elektrodları aşağıdaki şekilde yerleştirilir:
V1: 4. interkostal aralıkta, sternumun sağ kenarına.
V2: 4. interkostal aralıkta, sternumun sol kenarına.
V3: V2 ile V4 arasına.
V4: Midklaviküler hatta 5. interkostal aralığa.
V5: Anteriyor aksiller hatta 5. interkostal aralığa.
V6: Midaksiller hatta 5. interkostal aralığa.
Büyük tansiyonun 140 ve üzerinde küçük tansiyonun ise 90 ve üzerinde olması yüksek tansiyonu ifade eder.
Erişkin bir kişinin normal olarak büyük tansiyonu 120’den küçük tansiyonu ise 80’den düşüktür.
Vücutta yüzeysel damarlarda yada varislerde pıhtı olmasıdır. Derin toplardamarlarda olan pıhtı ise derin ven trombozu olarak isimlendirilir. Flebit en sık bacaklardaki varisli damarlarda ve tahriş edici ilaç enjeksiyonu sonrası koldaki yüzeyel damarlarda oluşur.
Gelişebileceği riskli durumlar
Şu durumlarda flebit riski artar
- Hastalık yada ameliyat nedeni ile hastaneye yatmak
- Pıhtı oluşumuna yatkınlık
- Uzun süre oturmak
- Varislerin olması
- Varisli hastalarda gebelik, lohusalık, uzun süreli hareketsizlik, hormon kullanımı
- Damar içi ilaç enjeksiyonu
- Kanserli hastalarda tekrarlayan (gezici) flebit oluşabilir.
- Deri altında Flebit olan damarda şişme
- Yürürken ya da istirahatte flebit olan damarda ağrı
- Flebit olan damar üzerinde deride kızarıklık,
- Flebit olan damar üzerine basınca hassasiyet
- Flebit olan damarın deri altında sert bir şekilde hissedilmesi
Genelde ağrı kesiciler ve varis çorabı kullanımı ile flebit tedavi edilir.
- Ağrı kesici ilaçlar
- Sıcak uygulama: Flebitlli bölgeye sıcak su ile ıslatılmış havlular erken dönemde uygulanır
- Antibiyotikler (enfeksiyon varsa)
- Kan inceltici (antikoagulan) ilaçlar: Deri altına enjeksiyon şeklinde uygulanan heparin türevleri 1 ay süre ile uygulandığında hasta rahatlar ve pıhtının daha fazla ilerlemesi engellenebilir.
- Nonsteroid anti-inflamatuar ilaçlar ((Ibuprofen gibi ağrı ve yangıyı azaltıcı ilaçlar)
- Jeller
- Pıhtı eritici ilaçlar
- Varis çorabı kullanımı
EGZEMA (DERMATİT)
Egzema, diğer adıyla dermatit, sıklıkla cildin bir çok maddeyle temas etmesi sonucu duyarlı hale gelmesiyle ya da çeşitli genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan iltihaplı ve alerjik (genelde) bir deri hastalığıdır. Egzemada, şişkin, pütürlü, kırmızı renkte, kaşıntılıve kabuklanmış döküntüler görülür. Vücudun bir çok bölgesinde ya da sınırlı bir yerde görülebilir. Bazı egzema vakalarında sulu yaralar görülebilir. Kaşınma fazla olduğunda mikrop kapabilir. Bu durum tedavi edilmez ise ciltte soyulma, kalınlaşma olup, cildin rengi koyu bir hal alabilir.Atopik Dermatitte, yani allerjik maddelerin yol açtığı egzemada, ellerde, ayaklarda ve yüzde yaygın olmak üzere kaşıntı, deri dökülmesi, kızarıklık vardır.
KONTAKT DERMATİT
Kontakt dermatit tahriş edici veya allerjen ile doğrudan temastan kaynaklanan cilt iltihabıdır. Sıkça rastlanan bu cilt hastalığı kaşıntı, iltihaplanma, kızarıklık ve kabarma ile bazen de yanığa benzeyen işaret verir. Kontakt dermatit kendisi tehlikeli değildir ve bulaşıcı değildir.
Selülit:
Selülit, derinin ve altındaki yumuşak dokunun enfeksiyonudur ve yaygın bir hastalıktır. Bakterilerin çatlak veya normal deriyi işgal edip hemen derinin altında veya bizzat deride yayılmaya başlamasıyla oluşur.
Selülitler vücudun hemen her yerinde meydana gelebilir. Fakat genellikle iltihaplı lezyonlar, mikrop bulaşmış kesikler, tenin zayıf veya kötü kan dolaşımının olduğu yerler gibi hasar görmüş veya iltihaplanmış alanlarda meydana gelir. Selülitlerin yaygın belirtileri şunlardır:
- Deride kızarıklık.
- Deride kırmızı çizgiler, kırmızı bölgeler.
- Şişme
- Isınma.
- Ağrı veya dokununca acıma.
- Tenden berrak sarı bir sıvı akıntısı.
- Eğer hastalık kan yoluyla bedene sıçrarsa, sonucunda ateş ve sıtma görülebilir.
Lenf sıvısının, dokularda birikmesine neden olan hastalığa lenfanjit denilmektedir. Dolaşım sistemimiz, atardamar, toplardamar ve lenf sisteminden oluşmaktadır. Vücudumuzda bulunan lenf sistemi, bir damar sisteminden ve lenf bezlerinden oluşmaktadır.
Lenf damarlarındaki düğümlerin iltihabına lenfanjit adı verilir. Genellikle derideki yaralardan vücuda sızan mikropların meydana getirdiği bir iltihaplanmadır.
- Lenfanjit ve tedavisi İltihap lenf damarları yönünde şişkinlik ve kırmızılıkla kendini gösterir. Ateş yükselir ve şiddetli ağrılar duyulur. Hastalığın çabuk önlenmemesi halinde yılancığı andıran yaygın bir hal olabilir. Ve vücutta içi irin dolu yaralar görülür. Lenfanjit tedavisinde antibiyotik türü ilâçlar kullanılır. Alkol pansumanı da iyi gelmektedir. Ayrıca lenf akımının sağlanması için hasta organın yüksekte tutulması gereklidir..
Lenf sıvısı dokular ve hücrelerin arasındaki sıvıdır. Bu sıvı içinde protein, su, yağ ve hücre atıkları vardır. Lenf bezleri atıkları süzüp, sıvıyı kan dolaşımına verir. Lenf damarları ve bezleri hasar görürse, lenf sıvısı rahatlıkla dolaşamaz ve sıvı dokularda önemli oranda birikmeye başlar. Kollar, bacaklar ve belirli uzuvlar sıvının birikimi ile şişmeye başlar. Bir süre sonra şişlik kalıcı olur ve artar. Deri kalınlaşır, uzuvlar işlevlerini kaybetmeye başlar.
Lenfanjit, genelde kroniktir ve bir kez yaşandığında bir ömür boyu kendini tekrarlar. Şişen uzuvlarda ve eklemlerde enfeksiyon riski artar. Hatta böcek, sivrisinek ısırması gibi yaralanmalarda enfeksiyon başlar. Bu enfeksiyon genelde damarlar içinde başlar. Her oluşan enfeksiyon, lenf damarlarını daha fazla tahrip eder. Enfeksiyonlar nedeni ile dokularda kalınlaşmalar oluşur ve tedavi neredeyse imkansızlaşır.
Belirtileri ve Tedavisi
Bacaklarda gerginlik, güçsüzlük, sürekli acıma hissi,
Bileklerde esnekliğin kaybolması,
Ayakkabıların, yüzüklerin sıkması,
Belirli eklemlerde şişlikler. Şişen eklemlerde derinin kalınlaşması, fil derisi gibi gözükmesi, ayak bileğinden kalçaya kadar fil bacağı gibi şişmeler olmasıdır.
Hastalık tam manası ile tedavi edilemez. Fakat, ilerleyerek yaşam kalitesini bozması engellenebilir. Enfeksiyon oluştuğunda antibiyotik tedavisi uygulanır. Bunun dışında yaralanmalara ve böcek ısırmalarına karşı önlemler alınır.
Perfierik Anevrizmalar
Atar damarların balonlaşarak genişlemeleri anevrizma olarak tanımlanır.
Belirtiler:
Eğer anevrizma çok küçükse çoğu kez hiçbir şikayete neden olmaz. Çoğu kez diğer aorta dışındaki diğer damarların anevrizmalarında hastaların %70 inin hiçbir şikayeti yoktur.
Anevrizma olabileceğine işaret edecek başlıca şikayetler şunlardır:
- Nabız hissi veren yumru,
- Yol yürümekle yada hareketle gelen kol yada bacak ağrısı
- İstirahatte kol yada bacak ağrısı
- Parmaklara ağrılı yaralar,
- Kol yada bacakta yayılan ağrı ve uyuşukluk,
- Kol yada bacakta gangren
Anevrizmada tedavi anevrizmanın yerine, şikayet yapıp yapmadığına, damarı tıkayıp tıkanmadığına ve büyüklüğüne göre farklılıklar gösterebilir. Eğer anevrizma hiçbir şiyayete neden olmuyor ve çok küçükse ameliyat edilmeden izlenebilir. Bu izlem sırasında ateroskleroz gelişiminde rol alan riskler (sigara, yüksek kan basıncı ve kolesterol) tedavi edilir, hastalardan düzenli yürümeleri, bacak bacak üstüne atmamaları ve ayak bakımı yapmaları istenir. Bu durumun tek istisnası diz arkasındaki popliteal atardamarının anevrizmasıdır. Bu anevrizmanın sıklıkla tıkanması ve bacaklarda gangrene neden olması nedeni ile, popliteal atardamar anevrizmaları belirlendiğinde tedavi edilmelidirler.
Diyabetik Damar hastalığı (Şeker yarası)
Şeker hastalığı (diyabetes mellitus) kan şekeri olan glukozu dengede tutmaya yarayan insülin hormonunun eksikliği yada vücudun vermiş olduğu cevaptaki bozukluk nedeni ile kanda aşırı miktarda glukoz olmasıdır. Genelde şeker hastalığının iki çeşiti vardır. Tip I şeker hastalığında insülin eksikliği, tip II şeker hastalığında ise üretilen insülin etkisizliği söz konusudur. Kanda glukozun aşırı yüksekliği bir çok organ ve dokuda hasara yol açar.
Şeker hastalarında özellikle gözde retinada, böbrek damarlarında ve ateroskleroz yani damar sertliği şeklinde başta kalbi besleyen koroner damarlar, kol ve bacaklardaki atar damarlar olmak üzere bütün atar damarlar etkilenir.
Belirtiler:
Şeker hastalığında görülen başlıca belirtileri
Sık idrara çıkma (POLİÜRİ), gece çok idrara kalkma (noktüri)
ağız kuruluğu ve susama hissi (POLİDİPSİ),
açlık hissi ve çok yemek yeme (POLİFAJİ),
bulantı ve kusma, halsizlik, deride kaşıntı, zor iyileşen ve sık tekrarlayan enfeksiyonlardır.
Bu belirtiler dışında şeker hastalığı yerleştikten sonra şeker hastalığının diğer doku ve organlar zarar vermesi sonucunda bulanık görme, göğüs ağrısı, yüzde ve uzuvlarda şişme, el ve ayakta hissizlik ya da dinmeyen ağrılar ve ayakta yaralar oluşabilir.
Şeker hastalığının damar hastalığı ile ilgili en önemli belirtisi ayaklarda ve ayak parmaklarında oluşan yaralar, morarma, şişme, kızarıklık ve pis kokulu akıntı ile kendini belli eden enfeksiyonlar ve parmak ya da topuklardaki siyak renkli gangrenlerdir.
Tip 1 şeker hastalığı çocuklukta başlar, tip II şeker hastalığı ise daha çok kilolu erişkinlerde görülür ve insülin direnci ile beraberdir. Şeker hastalarındaki şeker hastalığının süresi uzadıkça, kan şekerinin yeterince kontrol edilemediğinde, hipertansiyon, şişmanlık ve sigara gibi diğer faktörlerin de etkisi ile damar tıkanıklıkları hızla gelişir.
Şeker hastalarında gelişebilecek yan etkilerin engellenmesi için ilaç yada ameliyat tedavilerine ek olarak yaşam tarzında da bazı değişiklikler gereklidir. Bunlar:
- Sigaranın kesilmesi
- Yağsız gıdaların yenmesi,
- Fazla kiloların verilmesi,
- Egzersiz
- Ayak bakımı
Solunum;
Bradipne: Solunum hızının dakikada 10’un altında olması durumudur.
Takipne: Solunum hızının dakikada 24’ün üstünde olması durumudur.
Hipopne: Solunum derinliğinin azalması durumudur.
Apne: Solunumun geçici veya kalıcı olarak durmasıdır.
Anoksi: Oksijen yokluğudur.
Anoksemi: Arteriyal kandaki oksijen miktarının azalmasıdır.
Dispne: Ağrılı ve güç solunum durumudur.
Hiperapne: Solunum derinliğinin artması durumudur.
Solunumun özelliklerinin değişmesinde;
Hiperventilasyon: Solunum hızı ve derinliğinin, birlikte artması durumudur.
Hipoventilasyon: Solunum hızı ve derinliğinin, birlikte azalması durumudur
Solunum çeşitleri;
Cheyne-Stokes Solunum :Kısa süre duran solunum (10-15 saniye) yavaş yavaş yüzeysel olarak başlar. Gittikçe derinleşir. Hızlanır ve tekrar durur. Düzensiz ve güçlükle yapılan bir solunumdur.
Kussmaul Solunum : Solunum sık ve derindir.
Biot Solunum : Takipne ve apne periyodları ile karakterize, düzensiz solunumdur.
Paroksismal Nokturnal Dispne (PDN): Gece ortaya çıkan ve tekrarlayan dispnedir.
Stridor : Solunum sırasında üst solunum yollarındaki tıkanıklığa bağlı olarak ıslık yada horoz ötemesi niteliğinde bir sesin duyulmasıdır.
Wheezing : Hava, iyice daralan soluk yollarından geçerken özellikle ekspirasyon sırasında duyulan hışıltılı sestir.
Güneş çarpmasının başlıca belirtileri nelerdir?
Şiddetli baş ağrısı,
Bulantı,
Kusma,
Yüksek ateş
Kafa bölgesinde hararet
Kalp çarpıntısı
Genel halsizlik
- Kas krampları
- Bilinç bozukluğu
Hastanın ateşi düşürülmeye çalışılmalıdır. Bunun için serinletmek en ekili yoldur. Hastayı serinletmenin en iyi yolu ise soğuk su banyosudur. Öncelikle hasta serin bir yere taşınmalıdır.
Vücudunu sıkan giysiler varsa mutlaka gevşetilmelidir. Başa, kasıklara ve koltuk altına soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın ateşi aşırı yüksekse ve düşürülemiyorsa bütün vücuda ıslak ve soğuk kompres uygulanması da yerinde olacaktır.
Güneş Çarpması İçin Hastane Bakımı. Merkezi sıcaklık düşük vücut ısısını engellemek için sürekli olarak ölçülür. Tuz ve elektrolit seviyelerini belirlemek için kan testleri kullanılır ve dengesizlikleri düzeltmek için sıvı terapisi uygulanır. Sıvı ve tuz dengesizliklerinin belirtileri durumunda, böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlarda dikkatli gözlemler birkaç hafta boyunca sürdürülür. Sıcaklık değişimleri de bu süreçte yeniden gözlenebilir.
İDRAR SONDASI TAKILMASI
- Tek Lümenli Sonda: Tek, düz ve takılan ucunda küçük bir açıklık mevcuttur.
- İki Yollu Sonda: 2 lümenden küçük olanı balonu şişirmeye yarar. Büyük olanı mesaneden idrar boşaltımını gerçekleştiren kanaldır.
- Üç Yollu Sonda: İki yollu sondanın işlem basamaklarına ek olarak 3. lümen ise mesanenin irrigasyon (yıkama) işlemi içindir.
İşlem için gerekli malzemeler hazırlanır. Daha sonra sondayı takacak kişi hastaya açıklama yapar. Hastanın mahremiyeti gözetilir ve yapılacak işlem için hastadan izin alınır. Sonda takma işlemi steril malzeme ve aseptik teknik ile yapılır.
- Öncelikle hastaya uygun pozisyon verilir. Bu erkeklerde sırt üstü yatar halde, kadınlarda ise sırt üstü yatırılıp dizler karına doğru çekilerek ve topukları birleştirilip iki yana açılarak olur..
- Daha sonra steril eldivenle hastanın sonda takılacak yeri antiseptik solüsyonla silinir. İşlem sonrası eldivenler çıkartılır.
- Steril eldivenler giyilip sadece cinsel organın açık kalacağı delikli örtüler hasta üzerine yerleştirilir.
- Daha sonra sterilkap (böbrek küvet) hastanın bacak arasına koyulur. Dış kabı açılan sonda işleme hazır hale getirilir.
- Sondayı takmadan önce sondanın yaklaşık 7.5-10 cm kadarına steril kayganlaştırıcı sürülür. .
- Kateter hiçbir yere değdirilmeden direkt olarak üretral açıklığa sokulur. Kateter takılırken bir zorlukla karşılaşılmaması gerekir ve mesaneden idrar gelene kadar itilir. Gelen idrar böbrek küvete boşaltılır.
- İdrar geldikten sonra 3-5 cc steril su balonu şişirilerek lümene verilir ve sonda hafifçe çekilerek geri kaçıp kaçmadığı kontrol edilir.
- Daha sonra sondanın torbası takılır ve bacağa flasterle sabitlenir.
NAZOGASTRİK SONDA TAKILMASI
Nazogastrik sonda, üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarının tedavisi, değerlendirilmesi, mide içeriğinin toplanması, mide lavajı, mide salgılarının aspirasyonu, ilaç verme, beslenmenin yapılması ve ameliyat sonrası kusmanın önlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. (erişkin hastada 14-16 Fr numaralı sondalar kullanılır)
İlk önce yapmamız gereken, hasta ve ailesine işlem hakkında bilgi verip, iznini almak olmalı arkadaşlar. Eğer hastada hayati risk yaratacak durum söz konusu ise direkt müdahale edilir. Hasta dik oturur pozisyona getirilir, mümkün değilse sol lateral pozisyon verebiliriz. Ellerimizi el yıkama standardına göre yıkadık ve eldivenlerimizi giydik. Hastanın burun deliklerini ışık kaynağı ile değerlendirdikten sonra varsa protez diş ve gözlükleri çıkarttık. Kateterin ne kadar itileceğini belirlemek için ölçüm yaptık. Kateterin midede kalacak ucu uygulama yapılacak burun deliğinden aynı taraftaki kulak memesine, oradan da sternumun ksifoid çıkıntısının 10-15 cm altına kadar uzattık ve işaretledik.
Hastadan rahat olmasını, düzenli nefes alıp vermesini isteyin. Hastadan başını hafifçe kaldırmasını isteyip, başı ekstansiyon pozisyona almalıyız. Kateter, burun deliğinden önce burun deliğine paralel olarak daha sonra arkaya ve aşağıya doğru olacak biçimde sakin, yumuşak hareketlerle ve parmaklar arasında yuvarlayarak mideye doğru ilerletilir. Herhangi bir direnç varsa güç uygulanmaz, diğer burun deliğinden işleme yeniden başlayabiliriz, diretmeye lüzum yok.
Katateri ilerletirken hastadan yutkunmasını isteyebiliriz. Hastada öğürme varsa işlem birkaç saniye durdurabiliriz, hastanın dinlenmesine izin verebiliriz ancak kateterin çıkarılmasına izin verilmez. Öksürme, boğulma hissi, ses değişikliği, siyanoz ve dispne gibi belirtiler varsa işlem derhal durdurulur ve kateter geri çekilir. Kateterin midede olup olmadığının kontrolü için; hastadan konuşması istenir, kateter hava yolunda ise kelimeler oluşmaz. Enjektör kateterin distal ucuna takılır ve mide içeriği aspire edilir. Mide içeriği gelmiyorsa hasta sol lateral pozisyonda yatırılarak tekrar aspire edilir, içerik geliyorsa midededir. Kateterin midede olduğundan emin olunduktan sonra buruna tespit edilir. Hasta başı 30 derece olacak şekilde pozisyon verilir. Artık mide lavajına başlayabilir, gereken tıbbi müdahaleyi sağlayabiliriz.
YANIKLAR
Birinci dereceden yanıklar en sık görülen yanık türleridir. Birinci derece yanıklar elin sobaya, çok sıcak suya, tencereye falan temas etmesi veya güneşe maruz kalmak birinci dereceden yanıklara neden olabilir. Birincil yanıklarda cildin sadece üst katmanız zarar görmüştür. Ciltte yüzeysel kızarıklıklar, şişlikler veya hafif ağrı görülebilir. Bu tür yanıklar evde tedavi edilebilen ve tıbbi bakım gerektirmeyen yanıklardır. Derinin en dış tabakası bakımla ve zamanla kendini iyileştirebilime yeteneğine sahiptir.
- Birinci derece yanıklar ‘küçük yanıklar’ olarak da sınıflandırılır ve bu şekilde tedavi edilmelidirler. Bazen tüm vücudunuzun güneşte yanması gibi gerçekleşen vakalar da birinci derece yanıklar sayılır ve tıbbi müdahale gerektirmez.
- İkinci derece yanıklar cildin iki katmanını etkiler. Eğe bu yanıklar 5 cm den daha geniş bir alanı kapsıyor, elleriniz, ayaklarınız, eklemleriniz ya da genital organlarınızda ise tıbbi tedavi için bir doktora ulaşmanız gerekecektir. Uygun tedavi ile birkaç hafta içinde iyileşecektir.
- Üçüncü derece yanıklar her zaman ciddi yanık olarak sınıflandırılır ve en kısa sürede bir doktor tarafından tedaviye ihtiyaç duyar.
- Çoğu durumda düşük sıcaklık yanıkları da tıpkı ciddi diğer yanıklar gibi tıbbi tedaviye ihtiyaç duyar.
- Soğuğa maruz kalan cilt bölgesini vakit kaybetmeden 37-39 derece arası sıcaklıktaki suyun içinde tekrar ısıtın.
- Kimyasal yanıklarda cilt nötralize edilir ve kimyasalın yayılmasını izole etmeye özen gösterilmelidir.
- Kimyasal maruz kalan cildi bol su ile yıkayınız. Ancak eğer yanık kireç veya sodyum, magnezyum, fosfor, lityum gibi elementlerden birinden kaynaklanmışsa su kullanmayınız. Çünkü bu tür elementler su ile etkileşime girip yanığı daha da kötüleştirebilir.
HAFİF YANIKLARIN TEDAVİSİ
Bu tür yanıkları öncelikle olabildiğince çabuk şekilde normal ısıdaki suyun altına tutun. Cildinizin daha fazla zarar görmesini önleyecektir. Yanan bölgeyi akan suyun altında 10-15 dakika boyunca veya ağrı geçene kadar bekletin. Suyun çok soğuk olmaması gerekir. Aksi halde yanık etrafındaki cilt de zarar görebilir.
- Cildin ani şekilde aşırı soğuk veya aşırı sıcağa maruz kalması iyileşmesini güçleştirecektir.
Soğuk kompres uygulayın. Soğuk su yerine bir havlu veya bez parçasına sarılmış buz parçaları ile de yanığın üzerine kompres yapabilirsiniz. 10-15 dakika kompres yaptıktan sonra yarım saat bekleyip tekrar 10-15 dakika boyunca kompres uygulayınız.
- Asla buzu doğrudan cilde uygulamayınız. Cildinize daha fazla zarar verir. Buz ile cilt arasında bir havlu veya bez parçasının mutlaka olması gerekir.
Yanık bölgesini temizleyin. Ellerinizi yıkadıktan sonra, su ve sabun ile yanık bölgesini temizleyerek enfeksiyon oluşumuna karşı önlem alınız. Yanık alanını iyice temizledikten sonra “Neosporin” gibi bir antibiyotik sürünüz. Aloe vera da cildinizin yatışmasına yardımcı olacaktır. İçinde az miktarda katkı maddesi içeren aloe vera jelleri veya kremleri bakınız. Antibiyotikler veya aloe vera aynı zamanda bandajın yapışmasını da önleyecektir.
- Enfeksiyona neden olabildikleri için kabarcıkları patlatmayın. Vücudun kendisi iyileşme ile birlikte kabarcıkların da kurumasını sağlayacaktır. Bu nedenle kendiniz iğne veya başka bir nesne ile kabarcıkları patlatmaya ve içindeki sıvıyı boşaltmaya çalışmayınız. Kabarcıklar patlamadığı sürece de antibiyotik merhemleri sürmenize gerek yoktur. Ancak kendisi patladığında veya siz sıvıyı boşalttığınızda kullanmanız gerekecektir. Bunun için öncelikle patlayan kabarcık bölgesini su ve sabun ile iyice temizleyin, daha sonra antibiyotik içerikli merhemi sürün.
ŞOK NEDİR
Şok durumunda tansiyon düşüldüğünün yanı sıra bilinç kaybına kadar varabilen bilinç bulanıklığı, şiddetli solgunluk, deride nemlilik, nabızda hızlanma ve zayıflama, solunum güçlüğü (hava açlığı), şiddetli susama, idrarda azalma ve beyindeki dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, uyuklama gibi belirtiler görülebilir. Hastada bu belirtilerin hepsi bir arada bulunmayabilir; herhangi birinin tek başına bulunması da şok tablosuna işaret etmeyebilir. Sendromunun ortaya çıkma nedenlerine ve gelişme süreçlerine göre başlıca dört şok tipi ayırt edilebilir.
Kalp kökenli şok kalbin kasılması (sistol) sırasında pompalanan kan miktarının düşmesine bağlıdır. Kalp kasına zarar veren enfarktüs ya da iltihap (miyokardit) ve kalp karıncıklarının yetersiz dolmasına yol açan ritim bozuklukları ya da kalp dış zarında sıvı birikmesi gibi bir nedenle kalbin pompaladığı kan miktarının düşmesi sonucunda gelişir.
İkinci tip şok dolaşımdaki kan hacminin birden ve önemli ölçüde azalmasına bağlıdır. Bu tip şok kanamalarda, yanık, şiddetli ishal gibi durumlara bağlı organik sıvı kayıplarında ve travmalarda ortaya çıkar. Septik şok bakterilerin salgıladıkları endotoksinlerin etkisiyle dolaşım sisteminin zayıflamasına ve kan basıncının düşmesine bağlıdır.
Sinir sistemi kökenli (nörojen) şok ise gerek omurilik hastalıklarında görüldüğü gibi kan damarlarının çapını denetleyen sinirsel iletinin kesilmesi, gerek şiddetli bir ağrı ya da güçlü bir duygu nedeniyle kalp atışlarının refleks olarak yavaşlaması sonucunda ortaya çıkabilir.
** Şok temelde dolaşımdaki kan miktarının azalmasıdır; dolayısıyla kan ya da plazma kaybına yol açan bütün durumlar şokla sonuçlanabilir.
Yapılması Gerekenler;
İlk önlem hastayı yatırarak bacaklarının vücudundan yüksekte kalmasını sağlamaktır. Böylece kanın kalbe dönüşü kolaylaşır ve başta beyin dolaşımı olmak üzere kan dolaşım iyileşir. Dolaşıma yardımcı olmak için sıkı giysiler de gevşetilmelidir. Daha sonra hasta örtülerek sıcak tutulur. Ani aşırı sıcak uygulanmamalıdır; aşırı sıcak derideki damarların daha da genişlemesine yol açarak dolaşım bozukluğunu ve tansiyon düşüklüğünü şiddetlendirir. Şok bir kanamaya bağlıysa, kanama hemen denetim altına alınmalıdır. Ayrıca daha kapsamlı tedavi için beklerken, hastanın olabildiğince fazla sıvı alması sağlanmalıdır. Hasta su içebiliyorsa. şekerli ya da tuzlu bir eriyik verilir. Tuzlu eriyik 1 litre suda bir kaşık sofra tuzu eritilerek hazırlanır.
Şok halinde ilk yardım tedbirleri ne olmalıdır?
a. Hastayı, ayaklan başından daha yüksek bir seviyede olarak sırt üstü yatırın.
b. Eğer şokun nedenlerinden kanama da varsa, kanama durdurulmalıdır.
c. Hasta sıcak tutulmalıdır. Kendisine yeterli derecede battaniye sağlayın.
d. Eğer ilk yardımcının giderebileceği ciddi bir sancı varsa bu hemen giderilmelidir. Sancı, şok getiren başlıca nedenlerden biridir. Eğer bir kırık varsa buna geçici bir destek yapılmalıdır.
e. Karın bölgesinde yaralanma veya zedelenme olmadığı tesbit edilebilirse hastaya sıcak içecekler verilebilir.
Hipovolemik şok: Dolaşım volümündeki yetersizliğe bağlıdır.
Kardiojenik şok: Kalp pompa volümündeki yetersizliğe bağlıdır.
Ekstrakardiak obstrüktif şok: Kan akımının kalp dışındaki engelenmesi sonucu kalbe dönen kan miktarı azalmasına bağlıdır.
Septik şok: Bir enfeksiyon odağı tarafından tetiklenen ve birbirini izleyen hücresel, kapiler, hematolojik ve kardiovasküler fonksiyon bozuklukları zinciridir. Etken çoğu zaman gram negatif bir mikroorganizmadır.
Nörojenik ( spinal ) şok: Genellikle spinal kord hasarı sempatik akımın kesilmesi sonucu oluşur.
Septik Şok
Septisemi, bakteriyel yada başka nedenlere bağlı gelişen enfeksiyonlara vücudun verdiği ciddi tepkilere denir. Septik Şok ise septi semi nedeniyle vücudun kontrolünü yitirip hızla harap olması anlamına gelmektedir. Kan basıncının hızla düşmesiyle ortaya çıkan septik şok bütün bir vücudun işleyişini bozar ve yaşamı tehdit etmeye başlar.
Septik Şokun Nedenleri:
Genellikle bakteri, alerji, yada büyük çaplı protezlerden dolayı oluşan iltihaplı vakalar septik şok a neden olur. Çok nadir durumlarda bakteriyel enfeksiyonlar başrol oyuncusudur. Özellikle candida türü mantar mantar enfeksiyonlarının asıl nedenidir. Sepsis ve ardından gelen septik şok çoğu durumda akciğer enfeksiyonu ve idrar yolları enfeksiyonu nedeniyle tetiklenir.
Kimler Septik Şok Yaşayabilir?
Eğer bireyin enfeksiyonlara karşı koyma yeteneği azalmışsa sepsis ve sonrasında septik şok yaşaması muhtemeldir.
Yeni doğan bebekler, hamileler, şeker hastaları, siroz hastaları, AIDS gibi bağışıklık bozuklukları, aşırı alerjik tepkiler verenler, hastanede yatan hastalar, organ kabul etmiş(böbrek, kol, kalp, ciğer vb) hastalar. Sepsis yaşama riski en yüksek olan gruba girmektedirler.
Septik Şok Tedavisi:
Tedavide öncelikle şokun başlama sebebi teşhis edilmelidir. Buraya uygulanacak olan tedavş aynı zamanda şok içinde faydalı olacaktır. İlerlemiş olan durumlarda kan değişimi, kan süzülmesi ve detoksin uygulanması gerekir. Antibiyotik kullanımı sepsis için en önemli tedavi yollarından birisidir. Gerekirse kişinin yapay protezleri çıkarılır bu protezlerin sepsisi tekrarlaması önlenmiş olur.
Önemli: Antibiyotik kullanımı çok önemlidir. Bu ilaçlar zamanında ve yeterli doz da alınmalıdır. Asla ve asla antibiyotik bitmeden tedavi de bitmemiştir. Geçici iyileşmeler bakterileri daha da güçlendirir.
ANAFLAKTİK ŞOK
Anaflaksi, aniden ortaya çıkan, vücudu etkileyen, kısa sürede ölümle de sonuçlanabilen, şiddetli antijen-antikor tepkimesidir. Kişinin duyarlı olduğu bir maddeyle(alerjen) karşılaşması nedeniyle ortaya çıkan anaflaksinin kısa sürede oluşturduğu şiddetli belirti ve bulgulara anaflaktik şok denilmektedir. Hafif, orta düzeyde ve şiddetli olmak üzere sınıflandırılabilir.
Genellikle,
Ø Penicillin, cephalosporinler, sulfonamidler, demir, thiamine, bazı lokal anestezikler vücuda zerk (enjekte) edildiğinde
Ø Çeşitli böcek sokmalarında (arı, ateş karıncası vb)
Ø Kişilerin duyarlı olduğu bazı besinler(Kabuklu deniz ürünleri, fıstık, ceviz, süt ve süt ürünleri, çilek, mango, çikolata vd) yenildiğinde veya içildiğinde
Ø Çevrede bulunan maddelerin (çiçek poleni, toz, duman, parfüm ve benzeri esanslar, toz veya gaz halindeki kimyasal maddeler) koklandığında ve/veya solunduğunda;
Anaflaksi 30 dakika içerisinde oluşursa da, bazen kişilere ve etkene göre bu ortaya çıkış süresi “saniyelerle saatler arasında” farklılık gösterebilir. Ölüm nedeni genellikle aniden oluşan bronkospazm (soluk yollarındaki daralmalar) ve bronşlardaki obstruksiyondur (soluk yolunda oluşan tıkanmadır). Hasta hayatta kalırsa belirtiler birkaç saat içerisinde kaybolur.
Anaflaktik/alerjik tepkiler, bir bölgede(lokal) veya tüm vücutta(sistemik) oluşabilir. Bölgesel etkilenme kısaca alerji olarak kabul edilirken, tüm vücudu etkileyen tepkiye anaflaktik şok denilmektedir
ANAFLAKTİK ŞOKA ÖZGÜ BELİRTİ VE BULGULAR
- Yüzde kızarıklık, kaşıntı, yanma hissi,
- Yaygın ürtiker, yaygın selülit
- Dilde ve dudakta; vücutta şişlik
- Siyanoz
- Göğüste sıkışma hissi
- Hapşırma, öksürük
- Wheezing (daralmış soluk yolundan geçen havanın ıslık şeklinde duyulması)
- Baygınlık hali, baş dönmesi, koma
ACİL BAKIM
- 1. Olay yerinde gerekli güvenlik önlemlerini al ve vücut sıvıları bulaşımına karşı koruyucu(enfeksiyon kontrolü) önlemleri ihmal etme.
- 2. Üst soluk yolunda stridor veya alt soluk yolu bulgularında wheezing olup olmadığını sapta. Bunlar birlikte bulunabilir.
- 3. Soluk yolunun sürekli açık kalmasını sağla, yutkunamayan çocuklarda tükürük salgılarının ve varsa kusmuğun uzaklaştırılmasına yardımcı ol(aspire et). Gerekiyorsa solunum desteklenmelidir (balon maske sistemi ile solutma, airway takılması, EET, bazen de jet ventilasyon gibi.
- 4. Oksijen gereksinimi doğrultusunda, uygun araç-gereci kullanarak uygun miktarda oksijen ver. Solunum güçlüğü gelişmişse, mutlaka geridönüşsüz torbalı maske ile % 100 oksijen verin
- 5. Hastanın dolaşımının ne kadar istikrarlı olduğunu ve bulgularını belirle. Sürekli bilinç düzeyini, ABC durumunu ve yaşamsal bulgularını değerlendir. Çocuklarda kan basıncının yaşına göre yeterli olup olmadığını sapta.
- 6. Olayla ilgili hızlı HİKAYE(SAMPLE) sini; geçmişte alerjik ya da anaflaktik herhangi sorunu olup olmadığını ve halihazırdaki durumunun nedenini. öğren
- 7. Hastanın hafif ya da şiddetli seyirli anaflaktik tablosundan hangisinde olduğunu belirle:
- a. Hafif seyirli: kaşıntı, ara ara döküntülü ürtiker, bulantı olabilir, solunum sıkıntısı yoktur
- b. Şiddetli seyirli: solunumla hava girişi çok azalmıştır, burun kanatları solunumla hareket etmektedir, hırıltı vardır, siyanoz(dudak, tırnak, kulak memesi gibi mukozalarda oksijensiz kalmaya bağlı oluşan mor renk), stridor, bronkospazm, şiddetli karın ağrısı, solunum güçlüğü, taşikardi (hızlı ve zayıf nabız), şok (sistolik kan basıncının 90 mmHg altında olması), dudaklarda, dilde ve yüzde şişlik(ödem) görülür, yaygındöküntüler (ürtiker) vardır.
- 8. Hemen adrenalin uygulayın (aşağıdaki adrenalin ile ilgili açıklamaları mutlaka okuyun)
- 9. Antihistaminik uygulayın
- 10. EKG sini izle ve kaydet, yaşamsal bulgularını kaydet.
- 11. Mümkün olduğunca çabuk naklet,
Tetanoz, gram (+), hareketli, aneorob, sporlu bir bakteri olan clostridium tetani‘nin salgıladığı ekzotoksine bağlı akut gelişen bir infeksiyon hastalığıdır. Yaralanmayla doku arasına girerek yerleşen C. tetani’nin yapmış olduğu infeksiyon sonucunda oluşan spesifik bir nörotoksikozdur. Basilin salgıladığı toksin SSS nöronlarıyla birleşerek kaslarda ağrılı paroksismal kontraksiyonlara ve tonik spazmlara sebep olur. Savaşlarda, trafik kazalarında ve diğer yaralanmalarda, az gelişmiş ülkelerde septik abortustan sonra gelişen prognozu kötü bir hastalıktır.
Tetanos, kas spazmına yol açan akut bir enfeksiyondan ileri gelen ciddi bir hastalıktır. Ölüm oranlarının yaklaşık %20’si kas spazmı nedeniyledir.
Yaralı hastaların tümünde tetanos gelişebileceği ihtimali daima hatırlanmalıdır. Bu durum hekimin tıbbi ve hukuki sorumlulukları arasındadır. Günümüzde Tetanos profilaksisi uygulaması kolay işlemlerden birisidir. Tetanos; morbidite oranı ile mortalitesi yüksek ve tedavisi zor hastalıklardan biri olduğu için profilaksisi çok önem kazanmıştır.
Tetanos profilaksisi nedir?
Tetanos profilaksisi, etkili bir cerrahi debritman ile yaranın, canlılığını kaybetmiş dokulardan ve yabancı cisimlerden temizlenmesiyle başlar. Bütün gelişmelere rağmen, bu kural tetanos profilaksisinin temeli olmaya devam etmektedir. Bol sabunlu su ile yıkanır.
Tetanos aşısı (toksoidi) kullanılarak tetanos hastalığının gelişimi etkili ve uzun süreli olarak önlenebilir. Aktif bağışıklık, doğumdan 2 ile 6 ay sonra uygulanmaya başlanan bağışıklık programı ile sağlanabilir: Bir aylık arayla üst üste üç kez uygulanır. 12 ay sonra bir kez kas içine verilen 0.5 ml'lik tetanos toksoidi 10 yıl süreyle etkili tetanos profilaksisi sağlanmış olur. 10. yıl verilecek 0.5 ml'lik tetanos toksoidi ile antitoksin seviyesinde yeniden yükseliş sağlanır. Bu nedenle, her yaralıya önceden bağışıklığı olsun veya olmasın hemen 0.5 ml'lik tetanos toksoidi verilmelidir.
Tetanozda mortalite nedenleri: Otonomik disfonksiyon (VF, ani kardiyak arrest vs), uzamış yoğun bakım tedavisine bağlı nazokomiyal infeksiyonlar, tromboemboli, GİS kanamaları, sepsis, ARDS.
Normal Bireylerde: 5-10 yılda bir düzenli olarak uygulanır.
Bebeklerde: Doğumdan sonra toplamda üç doz şeklinde 2. 3. ve 4. aylarda tetanoz aşısı uygulanır.
Çocuklarda: 16. ayda bir defa uygulanır. Ardından ilkokul 1. sınıfta uygulanır. Son olarak ise 8.sınıfta tetanoz aşısı yapılır.
Hamilelerde: Birer doz şeklinde toplamda 2 sefer yapılmaktadır.
Tetanoz Aşısı Kaç Yıl Korur?
Tetanoz aşısı yapısı gereği bir kere vurulup ömür boyu koruyan aşılardan değildir. Bu sebeple 5-10 yılda bir tetanoz aşısının tekrarlanması gerekmektedir. Çünkü bir adet tetanoz aşısı hastayı en az 5 yıl en fazla 10 yıl korur.
Tedavide Antibiyotikler: Metronidazol; 4×500 mg verilebilir, penisilinden daha etkilidir.
Kuduz Hastalığı, et yiyen hayvanların çok kez tükürük bezlerinde bulunan, çoğunlukla salyadan yaraya bulaşan ve beyin iltihabına neden olan hastalıktır. insanlara hayvanlardan geçen bir hastalıktır.
Kuduz; insan ve tüm sıcakkanlı hayvanlarda merkezi sinir sistemini etkileyerek ölüme neden olan, ÖNLENEBİLİR bir viral hastalıktır.
Köpek ve kedilerde, belirtiler başlamadan 3-7 gün önce bulaştırıcılık başlar ve hastalık belirtileri olduğu sürece bulaştırıcılık devam eder.
* Isırık yeri bol sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır.
* Yara yeri tentürdiyot ile de yıkanabilir.
Isıran hayvan;
10 günlük bir karantinaya alınır,bu periyot esnasında hayvan hastalanır ya da ölürse kuduzun belirtileri bir veteriner hekim tarafından değerlendirilmeli ve kesin teşhis amacıyla beyin dokusu laboratuvara gönderilmelidir.
BULAŞMA SONRASI AŞILAMA
Temas sonrası uygulamada yara bakımı ve kuduz serumu uygulamasından sonra aşılamaya geçilir.
0….
3….
7….
14….
28….. Günde 5 doz uygulanır.
Belirtiler çıktıktan sonra genellikle hasta canlı 7 gün içinde ölür.
Kuduz virusu merkezi sinir sistemini enfekte eder, ensefalopati ve nihayetinde ölüme yol açar.
PLEVRAL EFFÜZYON
Plevra(akciğer zarı),akciğer ve göğüs boşluğunu örten bir zardır. Visceral ve paryetal zarlar olarak isimlendirilir. Akciğer dış yüzünü ve göğüs duvarı iç yüzünü saran bu zarlar arasında kalan boşluğa, sıvı birikmesine plörezi denir.
Normalde, bu iki zar arasında çok az (20 ml) sıvı bulunur. Birçok akciğer veya akciğer dışı hastalığa bağlı olarak, ya sıvının salınımının artması veya geri emiliminin azalmasına bağlı olarak bu zarlar arasında sıvı miktarı artar ve plevral efüzyon (plörezi) denilen tablo oluşur.
Solunum sistemine ait Verem, akciğer veya akciğer zarının kanseri, akciğer embolisi (akciğer damarlarının pıhtı ile tıkanması), zatürree, sarkoidoz, akciğer absesi gibi birçok hastalık plöreziye neden olur. Ülkemizde görülme sıklığı yüksek olan verem, plörezinin en sık nedenidir. Plörezi, her yaş grubunda görülmekle beraber vereme bağlı olarak geliştiğinde hasta popülasyonunu sıklıkla genç erişkinler oluşturur. İleri yaş grubu hastalarda plevrada sıvı birikimine yol açan hastalık akciğer kanseridir.
Plevral efüzyon, paryetal ve visseral plevra arasındaki potansiyel boşluğa (plevral boşluk) sıvı birikimidir. Gelişmekte olan ülkelerde en sık sebepler konjestif kalp yetmezliği, kanserler ve pnömonidir.
Sağlıklı bir insan da paryetal plevra tarafından az miktarda sıvı salgılanır. Bu sıvı soluk alıp verme sırasında akciğerin sürtünmesini azaltmak ve kontraksiyonunu önlemek için gereklidir. Salgılanan sıvının fazlası ise visseral plevra tarafından emilir. Plevral boşluğa geçen sıvı miktarında artma veya sıvı emiliminde azalma plevral efüzyona neden olur. Efüzyon etkenine göre sıvı transüda ve eksüda şeklinde birikir.
Sebepler:
Konjestif kalp yetmezliği gibi hidrostatik basıncın arttığı veya onkotik basıncın azaldığı(nefrotik sendrom) durumlarda protein içeriği az olan transuda vasfında mayi birikimi olur. Konjestif kalp yetmezliği en sık transuda nedeni iken, asitli siroz, periton diyalizi ve nefrotik sendrom daha az sebeplerdir.
Eksuda tipinde plevral effüzyon ise daha çok akciğerin hastalıklarına bağlı olarak protein içeriği zengin sıvı birikimidir. Kanserler,bakteriyel pnömoniler ve pulmoner emboli sıklıkla altta yatan nedendir. Bunlar dışında romatolojik hastalıklar (sistemik lupus eritramatozis, romatoid artrit), viral ve mantar kaynaklı pnömoniler, ilaçlar (amiadoran), radyoterapi,kalp cerrahisi daha nadir sebeplerdir. Kanser türleri içinde ise en sık akciğerve meme kanseri plevral efüzyona sebeptir.
Torasentez
Tam ya da tedavi amacıyla deriden sokulan bir aygıtla plevra boşluğuna girilmesi. Deride seçilen noktaya yerel anestezi uygulandıktan sonra, büyük bir iğne ya da küçük bir sonda kaburganın üst kenarı düzeyinden içeri sokulur. Torasentezin amacı plevra boşluğunda biriken serbest sıvıları dışarıya akıtmak, pnömotoraksta havayı boşaltmak ya da plevra boşluğuna doğrudan ilaç vermek olabilir.
GLASKOW KOMA SKALASI
(GKS), bir insanın bilinç durumunu başlangıçta ve sonraki değerlendirmelerde güvenilir ve objektif olarak kaydetmeyi amaçlayan bir yöntemdir. Hasta skalanın kriterlerine göre değerlendirildiğinde, hastaya 3 (derin bilinç kaybına işaret eder) ile 14 (orijinal skalaya göre) ya da 15 (geniş kullanımlı düzeltilmiş skalaya göre) arasında puanlar verilir.
GKS, 3 ile 15 arası değerler taşımaktadır ; 3 en kötü, 15 en iyi prognozu gösterir. Üç parametre tarafından belirlenir : I)En İyi Göz Yanıtı, II)En İyi Verbal Yanıt, III)En İyi Motor Yanıt :
- En İyi Göz Yanıtı. (maks. 4)
- Gözlerini açmıyor. 1 puan
- Gözlerini ağrıyla açıyor. 2 puan
- Gözlerini sözlü komutla açıyor. 3 puan
- Gözlerini spontan açıyor. 4 puan
- En İyi Verbal Yanıt. (maks. 5)
- Verbal yanıt yok. 1 puan
- Anlaşılmaz sesler çıkarıyor. 2 puan
- Uygunluk taşımayan sözler. 3 puan
- Konfüzyon. 4 puan
- Oriyante konuşma. 5 puan
- En İyi Motor Yanıt. (maks. 6)
- Motor yanıt yok. 1 puan
- Ağrı ile ekstansiyon. 2 puan
- Ağrı ile fleksiyon. 3 puan
- Ağrıdan kaçmak. 4 puan
- Ağrıyı lokalize etmek. 5 puan
- Komutları yerine getirmek. 6 puan
Önce hastanın adını öğreniyoruz(getirenlerden veya yakınlarında)ve sonra gözlerine bakıyoruz. Açıksa 4 puan, adıyla hitap edip gözlerini açmasını istiyoruz ve adını veya sizin sesinizi duyup açarsa 3 puan, hala açmadıysa bir yerini çimdikliyoruz(ağrılı uyaran için) ve çimdik sonrası açtıysa 2 puan açmadıysa 1 puan.
Sonra hastayla sözel iletişime girmeye çalışıyoruz. Nasılsın diye, ne oldu sana diye soruyoruz eğer cevabı mantıklı ve anlaşılırsa 5 puan, eğer verdiği cevaplar cümle halinde ama anlamlı değilse 4 puan, alakasız kelimeler söylüyorsa 3 puan, ses çıkarıyor birşeyler mırıldıyorsa 2 puan, hiçbir karşılık vermiyorsa 1 puan.
Daha sonrada motor cevap olayına geçiyoruz. Emredeceğimiz bir şeyi yapmasını istiyoruz, mesela hastanın avuç içine elimizi götürüp sıkmasını isteyebiliriz. Elimi sık dediğimizde elinizi sıkarsa 6 puan. Eğer emrettiğiniz motor hareketi yerine getirmezse bu sefer vücudunda bir yere ki bu yer kolu olabilir, bir çimdik atıyoruz(uzunca süren bir çimdikleme bu) eğer diğer eliyle çimdikleyen elinizi ittirip sizi durdurmaya çalışırsa 5 puan, çimdiklenen kolunu çekip uzaklaştırmaya çalışırsa 4 puan, tüm vücuduyla anormal fleksiyona yani dekortike pozisyona geçerse 3 puan, tüm vücuduyla anormal ekstensiyona yani deserebre pozisyona geçerse 2 puan, hiç hareket etmezse 1 puan.
Daha sonra bu üç puanı topluyoruz. Gözleri, sözel cevabı ve motor cevabını.
Trakeostomili Hasta Bakımı
Trakeostomi; solunum yetmezliğine bağlı olarak yüz ile boyun bölgesinde oluşan çeşitli travmalarda kullanılan cerrahi bir yöntemdir. Kişi solunum hastalıklarından dolayı başvuru yaptığında maskeyle ve solunum tüpüyle verilen solunum desteğiyle hala 15 gün gibi bir sürede kendi başına nefes alamıyorsa, o halde Trakeostomili Hasta sınıfına girmesi gerekmekte ve soluk borusu kısmına açılan trakeostomi ile trakeostomi kanülü takılarak solunumu desteklenmelidir. Bu tip cerrahi işlem görmüş hastalar eskisine oranla çok daha rahat nefes alıp, çevreyle daha güçlü iletişim kurabilip, ağız yoluyla beslene biliyor olsa da Trakeostomili Hasta Bakımı hijyen açısından son derece önem teşkil eden bir durumdur. Trakeostomi kişilerin öksürememe, yutkunamama ve tükürüklerini kontrol edememe gibi durumlarında hastane ortamında boğazına açılan bir delik yardımıyla, ağız içinde biriken salgının aspire makinası yardımıyla çekilme işlemidir ve bu operasyon oldukça kısa sürede uzman hekim tarafından gerçekleştirilmektedir.
Ancak hastaya trakeostomi kanülü takıldıktan sonra bazı temizlik ve bakım uygulamaları gereklidir. Bunlar son derece uzman bir ekibe sahip Doktor Şefkat kontrolünde yapılabilir işlemler olup, konu hakkında detaylar aşağıda bilginize sunulmuştur.
- Trakeostomi kanülü enfeksiyon riski taşıdığından bakımını üstlenen şahısın bakımda yüksek ölçüde dezenfektan ile kanülü dezenfekte etmesi önemlidir.
- Hastanın boğazında kalıcı açıklık oluşabilmesi adına ameliyat sonrasında dış kanül 3 ile 5 gün aralığında değiştirilmemelidir. Sonraki ilk 3 günü izleyen sürede iç kanül 2 ile 3 saat aralığında temizlenmeli ve bağ kirlendikçe değişimi yapılmalıdır.
- Cuff balon jimnastiği; cuff’lı trakeosttomi de uzmanın talimatına uygun olarak 2 saat arayla balonun havası alınır ve 15 dakika sonra balon tekrar şişirilir. Bu işlem yapılmadan önce mutlaka hastanın aspirasyonu yapılmalı ve işlem öncesinde de sonrasında da balonun basıncı kontrol edilmelidir.
- Hastanın kaldığı oda sıcaklığı 24ᵒC ve nem oranı % 60 ile 90 aralığında olmalıdır.
- Hastanın solunum ile akciğer sesleri dinlenmeli, hipoksi olma ihtimali gözlenmeli, Oksijen düzeyi kontrol edilmeli, tüpün derinliği ile pozisyonu değerlendirilip, ağız bakımı yapılmalıdır.
- Dış kanül sadece uzman gerekli gördüğünde değişmeli ve bakımını yapan kişinin baştan aşağı steril olmaya özen göstermesi gereklidir. Ayrıca takılacak olan dış kanülünde dezenfekte olması gereklidir.
- İç kanülün değişimi; hasta bakıcı tamamen steril olduktan sonra eldiven, maske ve gözlüğünü takıp, hastanın ağrı kontrolünü değerlendirir. Eğer ağrısı varsa hekimin uygun gördüğü ağrı kesici işlem öncesinde hastaya verilir. Sonrasında dış kanül altındaki pansuman çıkarılıp, bölgede kızarıklık şişkinlik gibi eylemlerin oluşup oluşmadığı kontrol edilir. Temizliğe başlamadan önce hastanın mahrem yerleri ötülür ve dezenfektan solüsyon yardımıyla dış yüzeydeki kuruyan kısımlar ıslatılarak temizlenir. Bakımı yapılan bölge, steril spançlarla kurulanır ve nemi alınır. Saat yönünün tersine doğru 90 derece açıyla iç kanülü çevrilip kilidi açılır. Eğer iç kanülü tek kullanımlıksa atılır ve yenisi takılır. Ancak metalse uygun fırça yardımıyla temizlenir steril hale girilir ve dış kanülün içine takılarak saat yönünde 90 derece çevrilerek hastaya takılır.
TRAKEOSTOMİ BAKIMI VE SORUNLARI NELERDİR?
- Trakeostomi yarası açık bir yaradır. Bu bakımdan yaranın bakımı çok önemlidir. Yara çevresi günde iki defa antiseptik solüsyonla silinip steril bir gazla kanül çevrelenerek yara kapatılmalıdır. İyi bir yara bakımı ile kendiliğinden iyileşir. Kızarıklık, akıntı ve ciltte hassasiyet gibi enfeksiyon belirti ve bulgularının olup olmadığı gözlenmelidir.
Solunum cihazına bağlı olan hastalarda Trakeostomi kanülünün balonu (cuff) vardır. İç balonu dışarıdaki baloncuğa bağlayan ince bir hortum vardır. Dış baloncuk basıncı iç balon hakkında fikir verir. Ameliyattan sonra balonun şiş olması gerekiyor. İç balonun görevi, solunum cihazından gelen basınçlı havanın akciğere yönlendirilmesidir. Balonun diğer görevi de kanülün yerinden çıkmasını engellemektir. Baloncuk basıncı kulak memesi kıvamında olmalıdır. Baloncuk basıncı düşük olursa solunum cihazından gelen basınçlı hava, ağızdan hırıltılı bir şekilde kaçak yapar. Bazı hastalarımız bunu uyku sırasında kontrol etse de genellikle baloncuğun şişliği boğazdan hava kaçağı olmayacak kadar olmalıdır. Konuşabilen hastalarda uyku sırasında balonun şişirilmesi gerekiyor.
Trakeotomi ameliyatından önce konuşabilen hastalar, ameliyattan sonra da konuşabilir. ALS hastalığı ilerleyici bir hastalık olduğu için özellikle bulber tutulumlu ALS hastaları zaman içinde konuşma yeteneğini kaybedebilir.
Trakeostomi kanülü boyun bağı gazlı bez veya cırtcırtlı orjinal Trakeostomi bandı ile boyuna sabitlenmelidir. Trakeostomi sonrası ilk 10-15 günde ameliyat yerinden hafif kan sızıntısı olabilir ve balgama bulaşmış olarak aspirasyon sırasında gelebilir. Değişik kalınlıkta aspirasyon sondaları kullanılır. Aspirasyon sondası ile 12-15 cm kadar içeri girebilir, o bölgede sadece ana bronşlar vardır. Sondanın ucu ve yanı delikli olmalıdır.
Trakeostomili hastalarda bronş aspirasyonu
Sağ ve sol ana bronş aspirasyonu - Dikkat! Aspirasyon süresi 15 saniyeyi geçmemelidir. Bu videoda daha iyi anlatmak için süre uzun tutulmuştur.
Aspirasyon yaparken eldiven kullanmaya özen gösterilmesi enfeksiyon riskini azaltacaktır.
Aspirasyon işlemi için gerekenler:
- Aspiratör
- Aspirasyon sondası
- Steril su, serum fizyolojik
Hastanın yatak başı 30-45 derece kadar kaldırılmalıdır.
-Hastada üst solum yollarının solunan havayı nemlendirmesi mümkün olmadığı için solumu tehlikeli ölçülerde engelleyen krutlar (katılaşmış balgam) oluşmaktadır. Bu nedenle solunan havayı etkili nemlendirmek çok önemlidir (ventilatör bölümüne bakınız)
-Eğer tüm önlemlere rağmen krut oluşmuşsa az miktarda serum fizyolojik ile ıslatılarak krut yumuşatılmaya çalışılmalı ve aspire edilmelidir
-Kullanılan sondanın deliği uç kısmının yan tarafında olmalıdır. Sonda kanülden içeri sokulmadan önce lastik kısmından sıkıştırılarak vakum kesilir (veya çam adaptör kullanılır) ve 10-20 cm itilir sonra vakum açılarak sonda sağa sola çevrilerek yavaş yavaş çekilir böylece trakeada çevresel olarak bulunan salgılar da aspire edilmiş olur. Bu yöntemle trakea travmatize edilmemiş olur. Genelde aspirasyon sondasının kalınlığı trakeotomi kanül çapının yarısından fazla olmamalıdır
Sol ana bronşa kolay girmek için hastanın başı sağa çevrilir. Sol ana bronş girişi her hastada farklı açıda olduğu için her zaman başarılı olmayabilir. Hareketsiz yatan hastalarda sadece sağ ana bronş aspirasyonu yeterli olabilir. Ancak soluna, sağına döndürülerek yatırılan hastalarda sol ana bronş aspirasyonu ihmal edilmemelidir.
İşlem ikinci defa tekrarlanırken sonda içine bir miktar su çekilip devrenin açık olduğundan emin olmak gerekir. Mümkün olduğunca aseptik koşullar kesintiye uğratılmamalıdır.
-Hastanın siyanoz (havasız kalma) ihtimaline karşı dikkatli gözlenmesi gerekir. Aspirasyon süresi 15 saniyeyi geçmemelidir. Kendi başına hiç solunum yapamayan ventilatöre bağlı hastalarda, aspirasyon öncesinde ambu ile yoğun oksijen verilerek aspirasyona başlamak, havasız kalma hissini rahatlatır. Gerekirse aspirasyon esnasında trakeostomi balonun indirilmesi, vantilatöre tekrar bağlandığında şişirilmesi, hastanın daha rahat nefes almasına yardımcı olur.
-Bilinç açıksa hasta öksürtülmeye çalışılmalıdır. Kuvvetli öksürük veya aspirasyon esnasında kanülün çıkmasını önlemek amacıyla kanül iki tarafından ne çok sıkı ne de çıkmasına izin verecek kadar gevşek olmayacak şekilde bağlanmalıdır. Boyun bağı yoksa gazlı bezle bağlanmalıdır.
Takılan plastik kanül balonlu ise ve balon şişik ise tıpasını kapatınca hasta nefes alamaz. Tıpasını kapatınca balonu indirmek gerekir. Hasta ventilatöre bağlı değilse ve kanülden nefes alıyorsa, soluk borusuna yabancı cisim kaçmasını engellemek için hava deliğine gazlı bezi filtre gibi kullanabilirsiniz.
Mama ile PEG yoluyla beslenenleriçin önerim daha dik pozisyonda mama vermeniz, bazen ağıza reflü yapıyor mama ve ağızda tükürük birikimi artıyor. Ağız salyası fazlalaşabiliyor. Aspirasyon ihtiyacı olabiliyor.
YATALAK HASTALARDA BAKIM
Yatak Yaraları
Yatalak hastalar sürekli yatmaya bağlı olarak, özellikle obez hastalarda, yatak yarası daha çabuk oluşmaktadır. İki saatte bir yatış şekli değiştirmek gerekmektedir. Çarşaflarının düzgün olması gerekmektedir. Obez hastalarda hareket isteği azalacağı için dengeli beslenmesine yeterli sıvı tüketimine dikkat etmek gerekmektedir. Hastanın vücuduna alkol ve kolonya sürülmemelidir. Masaj yapılmamalıdır. Hastanın vücudu temiz ve kuru tutulmalıdır. Kol ve bacak egzersizleri yaptırılmalı böylece yatarken basınç altında kalan bölgelerde yeterli kan akımı sağlanmalıdır.
Kas – İskelet Sistemi
Hareketsizlik olduğu için sırt ağrıları, kas zayıflığı ve kemik erimesi başlayabilmektedir. Kemiklerde kolayca kırılabilir. Düzenli egzersiz programı uygulanmalıdır. Bir fizyoterapistle görüşüp uygun bir program alıp ilerlemek en iyisi olabilir.
Kalp
Bu hastalarda damarlarda genişleme olabilmektedir. Kan, karında organlarda toplanmaktadır; tansiyon düşebilir. Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi gelişmektedir. Kan pıhtısının hayati organlara giden damarları tıkama olasılığı artabilir. Önlem olarak hastaya elastik çorap giydirilebilir veya elastik bandaj uygulanabilir.
Solunum Sistemi
Yatalak hastalarda göğüs kafesi genişler, dolayısıyla solunum derinliği ve kanın oksijenlenmesi azalır. Hastaya balon şişirme, öksürme ve ıslık çalma gibi egzersizler yaptırılmalıdır. Akciğerlerde salgı ve mukus birikimi nedeniyle ciddi enfeksiyonlar oluşabilmektedir. Bakım yapan kişi tarafından öksürme ve nefes alıp verme egzersizleri yaptırılmalıdır. Yatalak hastalarda dışkılama alışkanlığı değişebilir. Bakım yapan kişi hastanın dışkısının rengine, kıvamına ve sıklığına dikkat etmelidir. Her sabah verilecek bir bardak ılık su, kuru erik veya kayısı suyu kabızlığı önlemede etkili olacaktır.
İdrar Problemleri
Yatalak hastalarda idrar yapmada zorluklar meydana gelebilmektedir. Bakım yapanlar kasların gevşemesi için(idrar yapılan bölge, makat ve çevresine üzerine sıcak termofor konulabilir. Hasta idrarını yapamıyorsa doktora başvurmak gerekebilir. Ayrıca sürekli yatan hastalarda böbrek taşı oluşumu sıklıkla karşılaşılabilmektedir. Hastanın düzenli sıvı tüketimine yardımcı olmak gerekmektedir. İdrar yollarında enfeksiyon riskini artıracağı için mümkün olduğu kadar hastaya idrar sondası taktırmaktan kaçınılmalıdır.
Kalp Yetmezliğinde Şikâyetler
Kalp Yetmezliğinde şikâyetler, kalp ve vücutta oluşan değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar.
- Nefes darlığı ile birlikte dinlenme veya yatakta yatarken nefes almada güçlük.
- Kuru, gıcık tarzında bir öksürük
- Ayak ve karında şişme (ödem) ve hızlı kilo artışı
- Sık idrara çıkma (Özellikle geceleri)
- İştah kaybı
- Bulantı
- Sersemlik, yorgunluk ve zayıflık
- Beyin kanlanmasının azalması da bilinç düzeyinde değişikliklere yol açar.
- Hızlı ve düzensiz kalp ritmi
EKG
Göğüs elektrodları aşağıdaki şekilde yerleştirilir:
V1: 4. interkostal aralıkta, sternumun sağ kenarına.
V2: 4. interkostal aralıkta, sternumun sol kenarına.
V3: V2 ile V4 arasına.
V4: Midklaviküler hatta 5. interkostal aralığa.
V5: Anteriyor aksiller hatta 5. interkostal aralığa.
V6: Midaksiller hatta 5. interkostal aralığa.
Büyük tansiyonun 140 ve üzerinde küçük tansiyonun ise 90 ve üzerinde olması yüksek tansiyonu ifade eder.
Erişkin bir kişinin normal olarak büyük tansiyonu 120’den küçük tansiyonu ise 80’den düşüktür.